Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Cahilden (!) ders almak

Sınıf öğretmenlerinin çoğunun kaderidir köylerde görev yapmak. Of puflarla başlayan ama hayatınıza katkı sunan ortamlardır köyler. Görev yaptığınız süre içerisinde çoğu zaman bu katkıyı fark edemezsiniz. Oradan ayrıldığınızda size kattıklarını daha iyi fark edersiniz.

Sıkıntılı günlerin yaşandığı bir dönemde yine sıkıntılı bir bölgede öğretmenlik yapmıştık. Göreve yeni başlayan sınıf öğretmenleri çoğu bil(e)mezler. O yıllarda özellikle sınıf öğretmenleri; Yıllık plan, ünite planı ve günlük planlar yapardı.

Hoş ünite ve günlük plan nasıl yapacağımızı da bilmiyorduk ya. Eğitim Fakültesinde de bununla ilgili bir ders verilmemişti. Her şeyi 1968 İlkokul Programının amaç ve hedeflerini belirten, planın nasıl yapılacağını anlatan, baktığınızda gözünüzü korkutan ama içerik olarak çok kapsamlı program kitabından öğrendik. Oldukça kalın ve 3 ciltten oluşan bu kitap bizim ana başvuru kaynağımızdı. Görev yaptığımız köyde, bırakın interneti haberleşmenin dahi olmadığı bir zaman ve görev yaptığımız köyde bu kitaplar bizim en büyük yardımcımız oldu.

Anekdot olarak da not düşmek te fayda var: Dört yıl bu köyde görev yaptık, bu zaman içerisinde bırakın müfettişle karşılaşmayı, ilçe milli yöneticilerinden dahi bir kişi köyümüze gelmemişti. Bu bize bir anlamda kendi kendimize öğrenmeyi öğretti.

Bir hafta sonu idi. Lojmanda diğer öğretmen arkadaşımla birlikte oturuyoruz. Her ikimiz de ünite planlarımızı bir an önce tamamlama gayretindeyiz. Vakit öğle vaktini biraz geçmişti. Planlarımızı yaparken çay yudumlamak iyi olur dediğim anda lojmanın kapısına birisi vurmaya başladı.

Her ikimiz de birbirimize baktık. Acaba gelen kim? Diyerek. Gerçi hafta sonları köyün gençleri bizi hiç yalnız bırakmıyorlardı.

Öğretmen arkadaşım Ali Rıza kapıyı açtı.

-Selamün aleyküm hocalar diyerek içeri girdi misafirimiz.

-Aleyküm selam Mehmet amca, dedik.

Gelen Mehmet (Ertuş) amca idi. Mehmet amca uzun yıllar köyde muhtarlık yapmış deyim yerinde ise güngörmüş geçirmiş birisiydi. Zaman zaman bizleri ziyaret eder hasbihal ederdi. İlkokulu bile okumamıştı ama kendi gayretleri ile okuma yazmayı sökmüştü.

Dedik ya güngörmüş birisiydi. 12 Eylül zamanında muhtar olduğunu, kendilerine nasıl baskılar yapıldığını anlatırdı. Gördüğü baskılara rağmen; ülkesini ve devletini seven birisiydi. Köylü üzerinde de sözü geçen birisiydi. Köyün akil insanıydı diyebiliriz. Her geldiğinde muhtarlık zamanında başından geçen olayları anlatırdı. Demlediğimiz çaylarla birlikte samimi sohbetin ardından her zaman olduğu gibi Mehmet amca “Hocalar bana müsaade” dedi. Tam o sırada ben, gayri ihtiyari olarak;

-Kalemlerim burada idi. Bulamıyorum, dedim. Mehmet amca gelip sohbete dalarken plan yaparken kullandığım kalemimi o an bulamamıştım. Kalemlerimi bulamıyorum, dedikten sonra kalkacak gibi olan Mehmet amca geri yerine oturdu. Bir anlam verememiştik.

Mehmet amca ayağa kalktığında biz de uğurlamak için ayağa kalkmıştık. Hocalarım siz de oturun gitmiyorum dedi. Şaşkınlığımız iyice artmıştı. Neden böyle yaptığına bir anlam vermemiştik.

-Hocalarım az önce kalemim nerede demiştiniz ya! İşte bu cümle üzerine kalkmaktan vazgeçtim dedi. Yine anlayamamıştık ne demek istediğini. Ali Rıza ile birbirimize baktık. O da ben de anlamadım şeklinde bir mimikle birbirimize cevap verdik.

-Muallimler, bakın ben buraya gelmeden önce sizin kaleminiz burada idi. Ben geldikten ve sizlerle sohbet ettikten sonra kaleminizi aradınız. Şimdi ben buradan çıkıp gitsem, acaba Mehmet amca mı kalemi aldı diyerek arkamdan su-i zanda bulunacaksın. Hem beni hırsız olarak zanda bırakacaksınız hem de sizler günaha gireceksiniz. Gayri ihtiyari Kürtçe ” Hetta qelemawe nebînim, ez liven dara naçım.” Sonra Türkçe olarak “Kaleminizi bulana kadar buradan gitmeyeceğim” dedi.

Aman Ya Rabbi! Bu ne incelik, bu ne zarif bir anlayış. Kafamda şimşekler çakmaya başlamıştı. Bizler ders veren öğretmen iken Mehmet amca bizlere muazzam bir ders vermişti. Oysa o herkesin deyimiyle okumayı sonradan öğrenmiş, diploması bile olmayan cahilin birisiydi.

Aklımın ucundan dahi geçiremeyeceğim bu anlayış hayat tecrübeme çok şeyler katmıştı. Acaba kim cahildi? Cehaletin ölçüsü sadece okumak mıydı? Hayatın inceliği ile bizlere ders veren Mehmet amca mı, yoksa insanlığı tüketen bizler mi cahildik? O gün bugündür diploma kelimesini dâhil etmeden cahilliğin tanımını yapmaya gayret ederim.

Bizlere insanlık dersi veren Mehmet (Ertuş) amcayı hiç unutmadım. Ders vermenin sadece öğretmenlerin görevi olmadığını bizlere hatırlatan Muhtar Mehmet amcaya Allah’tan rahmet diliyorum.

Sevgide kalın, sevgiyle kalın.

ETİKETLER: ,
Yazarın Diğer Yazıları
27/11/2021 09:07
24/11/2021 00:24
20/11/2021 00:01
13/11/2021 00:01
06/11/2021 00:01
16/10/2021 09:33
25/09/2021 00:01
18/09/2021 00:01
07/09/2021 00:00
04/09/2021 00:01
28/08/2021 00:01
Yorumlar

  1. Mehmet AYDIN dedi ki:

    Rabbim Mehmet Amcalar gibi ömür sürmeyi, örnek alınan insanlar olabilmeyi nasip eyleye her birimize. Tabi Mehmet Amcalardan ders çıkarmayı da göz ardı etmemeli.

  2. Ebubekir ZORLU dedi ki:

    Her renk solar haki kalır, diploma insanın cehlini alsa da; hamurunda varsa eşeklik, baki kalır. demiş fuzuli. Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az. Mevla bizleri kendini bilenlerden eylesin.

  3. Mustafa ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli meslektaşım, bu sefer mesajıma böyle başlamak geldi içimden. Çünkü bir öğretmen olarak hepimizin birbirine benzeyen ,yaşadığımız anları değerli kılan bir çok anılarımız vardır. Bizim de öğretirken öğrendiğimiz, zaten hayatın içinde olan dersler vardır. Yazınız beni mesleğimin başladığı anlara götürdü.Anıları tatlı bir tebessümle tazeledi. Teşekkür ederim Emeğinize sağlık.

  4. Eşe GÖK dedi ki:

    “Ne kadar okursan oku, bilgine yakışır bir şekilde davranmıyorsan cahilsin” demiş Sadi ŞİRAZİ Okumak kesinlikle önemli tabi ki; fakat daha da önemlisi sağduyulu, iyi niyetli, naif, ince düşünceli insanî olmak… Saygılar Fatih Hocam, çok güzel bir anıymış. Rab’bim Mehmet Amcaya rahmet eylesin…

  5. Ömer AKMANŞEN dedi ki:

    Kalem, bilgi, bilgi kaynakları ve irfan kavramlarını anlaşmayla ilgili problemlerimiz var diye düşünüyorum.

  6. Metin ILGAZ dedi ki:

    Maddi ve manevi güzellikleri bir arada tutabilen güzel insanların eksikliğini Mevlâm vermesin…Böyle durumlardan ders alıp hayatına uygulayanların sayılarını artırsın….

  7. Ali KİRTİ dedi ki:

    Başkanım cahillik yürekte olmadığı sürece birçok ūst seviye okumuşlara sözde aydınlara cahil diye nitelendirdiğimiz güzel insanlar ulvi değerler katabilmekte.

  8. Galip BİLGİLİ dedi ki:

    Ah be üstadım Şimdi öğretmenler köyde kalmıyor zaten Köyde kim var kim yok bilmiyor ki.ders alsın. Bazen .çalıp bir kapıyı doyasıya çay içmedikten sonra Köyün delisini velisini bilmedikten sonra Öğretmen olsan ne yazar ki. Yüreğine sağlık

  9. Harun KAPLAN dedi ki:

    Çok az insanın okuma yazma bildiği o cahiliye döneminde Ebu cehil okuma yazma bilen ve bir çok felsefi eseri de okumuş biriydi. Ama o Ebu cehil yani cehaletin babası idi. Yani cehaletin okumaya pek bir alakası yok.

  10. Ahmet KAVGACI dedi ki:

    Buna Anadolu İrfanı derler. Anadolu insanı derin kavrayışı ile olaylara bakar ve bunu ince bir şekilde yansıtır. Gerçi köy hikaye ve romanlarında özellikle cumhuriyet dönemi yazarlarında çokça köylü sinsiliği, açıkgözlülüğü vurdumduymazlığı yalancılığı vs bilinçli bir şekilde işlenir. Ama yaşadığımız tecrübeler bunun aksi olduğunu bize gösterdi. Bunu da sadece öğretmenler bilir.