Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Duygularımız tükeniyor

Aslında bu yazıyı birkaç hafta önce siz değerli okuyucularımla paylaşacaktım. Özellikle bir süre bekletmeyi tercih ettim ve paylaşmayı bugüne bıraktım. Bugüne bırakmamın sebebi; Yazımın da içerisinde geçen bazı iddialarım kanıtlamaktı.  İddiam ne idi? Bundan 20 gün önce gerçekleşen ve ülke gündemini alan bir olayın belli bir süre sonra konuşulmayacağını, hatta unutulacağını ve ülkemizin daha çok gündelik olaylar ilgilendiğini ispatlamaktı. Aslında ispatı daha önce yüzlerce defa yapılmış benzer olayın, kendi açımdan da bir tür denemesini yapmış oldum.

Geçen günlerde bir televizyon kanalında gösterilenler ülke gündemini ciddi olarak meşgul etmişti. Sosyal medyada nerede ise tek konu bu idi. Hemen herkesin tepki verdiği, nerede ise toplumsal infiale yol açacak bir konu durumuna getirilmişti. Meşgul etmişti diyorum çünkü o görüntüleri unutmaya başladık bile. Bu belki de farkında olmadığımız bir durum. Zamanla ve gizliden gizliye mevcut duruma alışma hali. Psikoloji de buna ne diyorlar bilmem. Duygularımızla o an için tepki veriyor ertesi gün unutmaya başlıyoruz. Ne zaman ki benzer bir olayla karşılaşsak çok farklı olmayacak şekilde aynı tepkiyi veriyoruz. Daha doğrusu tepkisizliği. Bu yıllar geçse de bu şekilde devam ediyor. Bir anlamda duygularımız sönüyor ve duyarsızlaşmaya başlıyoruz.

Çok istemesem de konuyu hatırlatmakta fayda var. Bir televizyon kanalında; bir bayan ve resmiyette evli kocası ile birlikte programa konuk ediliyor. Bu arada kadın, hamile olduğunu ve çocuğun birlikte yaşadığı adamdan olduğunu, yani kocasının çocuğun sahibi olmadığını söylüyor. Bunun üzerine çocuğun kime ait olduğunu tespit etmek için DNA testi isteniyor. Buraya kadar anlatılanlar dahi yüzümüzü kızartmaya yetiyor. Ama olay bununla da kalmıyor. Hayâsızlığın zirvesine ulaşılıyor.

Canlı yayın sırasında DNA testi sonuçlarını açıklayan program sunucusu, kadının eşine çocuğun biyolojik babası olmadığını söylemesi üzerine, kadın “Ben biliyordum zaten. Şükür elhamdülillah diyorum” ifadeleriyle çığlıklar atıyor.

“Ben biliyordum zaten. Şükür elhamdülillah” lütfen bu cümleyi bir daha okuyalım ve düşünelim. Neresinden baksanız bataklık, neresinden baksanız iğrençlik, neresinden baksanız elinizde kalacak bir facia, neresinden bakarsanız..…

Ben biliyordum demesine mi kızarsınız, kocasından değil de ilişkisi içerisinde olduğu adamdan hamile kalıp sevindiğine mi kızarsınız yoksa Allah’ın kabul etmeyeceği üzere lanetlediği bir duruma elhamdülillah denilmesine mi kızarsınız? Kızma işini (sonraki günlerde unutsa da) zaten toplum 3-4 gün gereğince yaptı. J

Bu ne namussuzluk, bu ne vicdansızlık, bu ne ihanet diyenler de oldu bu olaya. Cihan savaşı, yunan saldırısı, Ermeni’nin Azeri işgali bile bu ihanetin gölgesinde kalır diyenler de oldu.

Programın sunucusu, sosyal medyada 3 saniyelik bir görüntüyle sistematik bir şekilde şahsıma saldırı yapıldı. Şahsıma yapılan saldırının bilinçli bir şekilde, başka bir şeye hizmet ettiğini düşünüyorum. Bu olay 3 saniye değil. Günlerce araştırma yaptık” ifadeleri ile kendini savundu.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ise isim vermeden programla ilgili olarak, “Gerekli inceleme Başkanlığımızın talimatıyla uzmanlarımız tarafından yapılmaktadır” açıklamasından sonra  “Toplumun milli ve manevi değerlerine, genel ahlaka ve ailenin korunması ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü ihlal ettiği gerekçesiyle ilgili televizyon kanalına idari para cezası uygulanmasına karar verdi.

Sosyal medyada televizyon kanalının kapatılmasından, program sunucusuna en ağır ceza verilmesi gerektiği ile ilgili paylaşımlar yapıldı. Sosyal medyada, ise ağzı alınmayacak küfürlerle yorumlar yapıldı. Bu küfürler de başta ilgili kadın, sevgilisi, program ve kanala kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyordu.

Bu tür olaylarda her zaman yaptığımız gibi; hakaret, küfürlerle olayı geçiştirdik. Bir anlamda küfür ederek kendimizi tatmin etmiştik.

Birçok olayda olduğu gibi bu olayda da sadece duygusal tepkilerle cevaplar verdik ve olayı bir anlamda geçiştirdik. Tıpkı kadın cinayetlerinde yaptığımız gibi. Neredeyse her gün bir kadın cinayeti işleniyor. Artık bunu da normal karşılamaya başladık. Hayatımızda travmalara sebep olan/olması beklenen olayların, zihnimizde ve hayatımızda normalleşmesi ciddi problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazımın başındaki ilk cümlede olduğu gibi bir sonraki olayda tekrar ortaya çıkarmak adına duygularımızı söndürdük ve duyarsızlaştırmaya bıraktık.

Tepkimizi verdik nasıl olsa cezalarını da aldılar diyerek hiçbirimiz olayın nedeni üzerine ciddi olarak tartışmadık.

Nasıl bu hale gelmiştik? Toplumun çekirdeği olan ailenin çökmesinin, toplumun çökmesine neden olacağını/olduğunu ne zaman kavrayacağız? Oysa Kur’an, aileyi “sükûnet bulma” (Rum, 30/21.) olarak tanımlamıştır. Hayatın zorluklarından, günün karmaşasından, işin stresinden ve işlerin ağırlığından sükûnet bulunacak yer olarak tanımlamaktadır. Kur’an, evliliği sevgi, şefkat, merhamet temelinde ele almış ve pek çok faydasını zikretmiştir. Evlilikteki faydaların başında iffetin muhafaza edilmesi, neslin devam etmesi, çocuk sahibi olmak, güven ve huzur gelmektedir. Kur’an, iyi aile örneklerinden bahsettiği gibi yolunda gitmeyen aile hayatlarından da bahsetmiştir.1 Biz yanlış mı anladık bu ayeti. Kurduğumuz aileler bizlere yük mü olmaya başladı? Nerede hata yapıyoruz? İşlerimiz mi için yoksa ailemiz için mi çalışıyorduk. Amaçlarımız araç haline mi gelmişti?

Yoksa “ De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldıklarını size okuyayım. Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın, anne babaya iyilikte bulunun, fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız. Fuhşiyatın açığına da kapalısına da yaklaşmayın. Hak olmadıkça Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmeyin.” (Allah) akledesiniz diye size bunları emretti. (6/En’âm 151) ayetlerini bize söylememişler miydi?

Toplum olarak anlık ve duygusal tepkilerden bir an önce vazgeçmemiz gerekiyor. Bu tepkilerimiz olayların sebeplerini düşünmek yerine sonuçlarını konuşmamızı sağlıyor. Bu da bir tür çözümsüzlüğe sebep oluyor. Böylece bu kısır döngü sürekli devam ediyor. 

O zaman düşünüyoruz; unutmak, duygularımızı söndürmek ve bu olaylara tepkisiz kalmak, bir lutuf mudur yoksa sadece halının altına çöplerimiz atmaya devam etmek midir?

1. https://www.diyanethaber.com.tr/aylik-dergi/kuranda-aile-hayati-h8079.html

Yazarın Diğer Yazıları
27/11/2021 09:07
24/11/2021 00:24
20/11/2021 00:01
13/11/2021 00:01
06/11/2021 00:01
16/10/2021 09:33
25/09/2021 00:01
18/09/2021 00:01
07/09/2021 00:00
04/09/2021 00:01
28/08/2021 00:01
Yorumlar

  1. Ali KOCABAŞ dedi ki:

    Tek kelimeyle mükemmel başkanım.

  2. Ademoglu dedi ki:

    Toplumun ahlakının bozulması sürecinde idarenin etkisi var mıdır yok mudur? Sorusunun cevabı bundan sonrası için faydalı olur.

  3. Haydar ÖZÇAĞŞAK dedi ki:

    “Ben biliyordum zaten. Şükür elhamdülillah” Son cümleyi kurmamış olsa kadın, belki bu kadar konuşulmazdı bu olay bence. İşte uşşaki tarikatı lideri denen ahlaksız adam. Bu kadın kadar şuçlanmadı, konuşulmadı. Ahlaklı olmayan bir toplumla bir arada yaşanmaz, ne olursa olsun. Maalesef ahlakta çocuklara anlatılarak öğretilmiyor çocuklar bunu çevresine ailesine bakarak öğreniyor.