Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Ekip ruhuna uymamak

Hadi biraz bencillik yaparak yazıma başlayayım dedim. Ben vefalı birisiyimdir. İstanbul’daki “Vefa” değil tabi. Geçmişini unutmayan ve arkadaşlarını hiç unutmamaya gayret eden birisiyimdir. Bu yaşıma kadar da ilkokul arkadaşlarımdan son görev yaptığım yerdeki çalışma arkadaşlarına varıncaya kadar birçoğu ile halen görüşüyorum. Bu vefa aslında biraz karşılıklı olan bir duygu. Sağ olsun o dostlar da bizleri unutmamışlar ki onlar da bizleri ararlar, hal hatır sorarlar. Arkadaşlarımla bu anlamda gurur duyarım.

Pandemi sürecinde bu dostlarımla iletişimi koparmamak adına da görüşmelerimi daha çok telefon aracılığıyla devam ettirdim. Geçen günlerde bu dostlardan biri ile görüşmek üzere telefondan aradım. Hal hatır sorma, pandemi sürecinin nasıl geçtiği vs konuşmalardan sonra çalıştığı kurum üzerine konuşmaya başladığımızda artık kurumda çalışmadığını pasif bir göreve getirildiğini söyledi. Üzüldüm, üzülmekle birlikte şaşırmıştım. Şaşırma nedenim ise bu arkadaşın çalıştığı kurumda çok iyi işler yaptığını ve kurumunun ak yüzü olduğunu biliyordum.

-Neden görevden alındın? Sorusunu sordum biraz da çekinerek. Biraz da çekinerek diyorum çünkü bu arkadaşım çok hassas birisiydi ve bu sorumun kendisini üzeceğini biliyordum. Benimkisi de merak işte. Bir keresinde sormuş oldum.

-“Ben de bilmiyorum dedi neden alındığımı. Her şey yolunda gidiyordu. Ülkem adına bir şeyler yapmaya gayret ediyorduk. Çok güzel bir ekibimiz vardı. Amirimiz dahi arada bizlere teşekkür ediyordu. Hiçbir olumsuzluk yoktu. Hatta yaptığımız çalışma ülke genelinde uygulanmaya başlanmıştı. Herkes yaptığımız bu çalışmanın çok yararlı olduğunu belirtiyordu. İllerden konu ile ilgili irtibatta olduğumuz kişiler hep olumlu değerlendirmeler yapıyorlardı. Bu çalışmanın bazı projeler gibi olmadığını karşılık bulduğunu ve faydalı olduğunu söylüyorlardı.

Görevden alındığımız gün amirlerimiz beni çağırdılar. Beni çağırmalarına önce anlam vermemiştim” dedi. Heyecanımdan arkadaşımın cevap vermesine fırsat vermeden o soruyu ben sordum.

-Neden çağırdı?

-Bunu gittiğimde ve görüştüğümde de anlamış değilim dedi.

-Nasıl yani? Görüşmüş olmana rağmen anlayamamak nasıl oluyor dedim.

Anlatmaya devam etti.

Beni karşısına oturttu.

-Adem bey, sizinle ilgili en ufak bir şikayet duymadık, sizinle ilgili en ufak olumsuz bir şey de duymadık, hatta yaptığınız çalışmaları takdirle karşılıyoruz,  deyince kendimi tutamadım yine laf arasına girdim.

-Eeee o zaman neden almışlar?

-Çalıştığım yerdeki ekip ruhuna uygun hareket etmiyormuşum. Dedi.

Pek inanamamıştım. Çünkü bu arkadaşım gayet uyumlu, kurallara uyan, devletini seven ve devletinin bir kuruşunu dahi gözeten yılların deneyimli bürokratı idi. Tecrübeliydi, insan kaynaklarını da çok iyi yönetiyordu. Üstelik çalıştığı kurumda tüm yönetici kademelerinin hepsinde çalışmıştı. Deyim yerinde ise hem taşrayı hem de merkez kurumu da çok iyi biliyordu.

Sesinden anladığım kadarı ile arkadaşım hüzünlenmeye başlamıştı. Sesi titriyordu. Bu hüzün hak etmediği bir muamele ile karşılaşmış olmasındandı. İyi biliyordum ki görevden alınmış olması kendisine yapılan muameleden çok daha hafifti.

Telefonu kapatacaktım ki ağzından bir cümle daha çıkmıştı.

-Zannımca kurum amirim beni kendisine rakip gördü…

Yukarıda paylaştığım olayın benzerini eminim ki siz ya da etrafınızdaki birçok insan yaşamıştır.

Başarılı ya da potansiyeli yüksek kişileri kendine rakip görmek ve etkisiz hale getirmek için yapılanı geride tutma, önünü kesme ya da başarılarını değersizleştirme girişimlerinden bir an önce uzaklaşmalıyız. Kabe’nin anahtarını, peygamberimizin kime teslim ettiği örneğine bir daha bakmalıyız.  

Mevlânâ’ya göre de liyakat ve ehliyete dikkat edilmesi, aynı zamanda adaletin gerçekleştirilmesiyle de ilgilidir. O, devletin ve iktidarın geleceğini düşünen devlet adamlarının bu önemli ilkeyi uygulamada tavizsiz davranmalarını ve titizlik göstermelerini bekler. Diğer yandan devlet adamlarının ve yöneticilerin ehil ve uzman kişilerin danışmanlığından yararlanmaları üzerinde de önemle durur.

Yapmayın beyler bu ülkeye yazık. Adına Uzun Lale Sendromu mu dersiniz başka bir şey mi dersiniz bilmiyorum ama olan güzel ülkemi çok seven liyakatli insanlara oluyor. Dolayısıyla kaybeden yine benim ülkem oluyor. Sizin ölçünüz performans olmalı, hizmet anlayışı olmalı, ülkeye ve bulunduğu kuruma sunduğu katkı olmalı.

Niyet bacayı temizlemekse, merdiveni de yukarıya çekmenin hiç kıymeti yoktur. Merdiven orada dursun da arkadan temizlemeye gelenler de yukarı çıksınlar.

Sistemde liyakat, insanda ehliyet, devlette adaleti kaybettiğimiz andan itibaren çöküş başlamıştır. Vicdanların sızladığı, emeğin yüceltilmediği ve insana değer verilemediği yerde yapılan işler Gayretullaha dokunur da ülke zarar görür.

Allah korusun.

ETİKETLER: , ,
Yazarın Diğer Yazıları
27/11/2021 09:07
24/11/2021 00:24
20/11/2021 00:01
13/11/2021 00:01
06/11/2021 00:01
16/10/2021 09:33
25/09/2021 00:01
18/09/2021 00:01
07/09/2021 00:00
04/09/2021 00:01
28/08/2021 00:01
Yorumlar

  1. Zeynel YETGİN dedi ki:

    Üstadım ülkemizin en önemli sorunlarından biriyle ilgili yazınız takdire şayandır. Temelinde eğitimden kaynaklanan bu sorunun müsebbipleri aslında biziz. Sorun çözüldüğünde ülkemiz daha da güçlenecektir. Yüksek ahlaki değerlere sahip nesilleri yetiştirdiğimizde bu sorun kendiliğinden yok olacaktır. Saygılarımla.

  2. Mehmet AYDIN dedi ki:

    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum ve her defasında kendimden, güncel yaşamdan bir parçaya rastliyorum. Belki de bir yazıyı değerli kılan bu olsa gerek. Yaşantımızda sık rastladığımız hadiseleri somutlaştırma fırsatı veriyorsunuz. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

  3. Cafer KARAAYTU dedi ki:

    Evet maalesef bunu aşamadık ve aşamıyoruz ve birçok çalışma azminde olan arkadaşlar pasif bekletiliyor anlaşılması zor bir durum.

  4. Yasin VURAL dedi ki:

    başkanım Bize yakışan Allah ‘ın çizdiği sınır ve ruha uymak…insanın çizdiği şeyler rahmani değilse tepelim gitsin. Yüreğine sağlıklı güzel yazı için..

  5. Lokman YAZICI dedi ki:

    Üstat ne desek boş. Diyargam yöneticiler yetiştirmek gerek. Adam olmak gerek vesselam

  6. İshak ASLAN dedi ki:

    Organizmada her bir organ fizyolojik kurallara dayalı olarak görevlerini yürütürler. Bu faaliyetlerin koordinasyonunda maestro görevi olarak beyin kalbi de yanına alarak eksiksiz yürütür. Beyin kalp ve diğer organlar arasındaki işlevsel bozukluk hastalık dediğimiz sorunsalı ortaya çıkarır. Kanser olayı da zaten hücreler arasındaki korelasyonun bozulması nedeniyle ortaya çıkan kontrolsüz hücre bölünmesidir. Bu açıdan beyin görevi yerine getiren amir, maestro görevini yürütebilme açısından yetkin olmalıdır. Aksi halde yetkin olan herkesi rakip görüp kurumsal anarşizme neden olabilmektedir. Bu açıdan vücut dairesine iyi bakıldığı zaman en güzel yönetim şekli orada görülür. Orası bizim için en güzel örnektir.

  7. Mutu FIRAT dedi ki:

    Yüreğinize ve Kaleminize sağlık Başkanım. İnsan zaaflarına ve nefsine, şeytana yenik düşebilen âciz bir varlık. Maalesef