Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Mutluluğun sırrı

Mutluluğun sırrı

Mutluluğun sırrı

Bugünlerde kime sorsam çok da mutlu olmadığını söylüyor. Çoğu zaman buna ben de dâhilim. Dostlarıma sorduğum sorunun cevabı “Mutlu değilim” oldukça ben de olumsuz etkileniyorum. Bunun üzerine kendimi geriye doğru çekip deyim yerindeyse penceremden daha geniş bir manzara görmek istedim. Manzara çerçevemi genişletince durumun aslında öyle olmadığını gördüm. Sizlere de tavsiye ederim. Bunu evinizde de yapabilirsiniz. Bir koltuğa, kanepeye oturun derin bir nefes alın eğer evinizde varsa bir de kahve ısmarlayın kendinize.

Bazen sağır kurbağa olun, etrafınızdaki olumsuzlukları duymayın. Hatta bir süre virüs yayar gibi hep olumsuz örnekleri anlatan arkadaşlarınızdan uzak durun. Sürekli olarak mutsuz olan ve sizi dibe çeken kişilere “toksik insan” deniliyor. Toksik insanlar sürekli olumsuzlukları konuşurlar. Aslında kendi kişiliklerini ortaya koyarken farkına varmadan sizleri de bu bataklığa çekerler. Her taraflarından deyim yerindeyse stres üretirler. Bugünden itibaren toksikleri kovun, arkadaşlığınızı kesin.

Birkaç gün bile strese maruz kalmak, beynin mantık ve hafızadan sorumlu sinirlerin etkinliğini azaltmaktadır. Zamanla da stres, başarımızı ciddi anlamda tehdit diyor; kontrolden çıktığında, beynimiz ve performansınız bundan büyük zarar görüyor. Oysa dünya bir ağacın altında gölgelenecek kadar kısa bir ömürden ibaret değil miydi?
Patlak topla futbol oynamaktan zevk alan nesiller değil miydik?

Bir tebessüm bizim için sadaka yerine geçmiyor muydu?

Sevincimiz paylaştıkça büyür, üzüntümüz paylaştıkça azalır demiyor muyduk?

Yolun ortasındaki taşı kaldırmakla içimizde meydana gelen mutluluğu ne zaman unuttuk.

Büyük adam olmak insanlığa hizmet etmektir ve herkeste hizmet etme yeteneği vardır. Biz büyükler bunu üniversite diplomasına bağlıyor olsak da hayat aslında bunu söylemez.   Diploma için okumak yerine kendin için oku. Bir şeyleri üretmek, bilgini paylaşmak büyüklüktür.

Oysa insanlar büyük hedeflerle mutluluğu yakalayamazlar. O oturduğunuz koltuktan kahvenizi yudumlarken bir daha düşünün; Bizler küçük şeylerle mutlu olmadık mı? Evet eskiyi getiremeyeceğimize göre mutluluk materyallerimizi güncelleyip hayata mutluluk penceresinden bir daha bakmayı neden denemiyoruz?

Zihnimizdeki büyük senaryoları bırakmanın zamanı geldi de geçiyor.  Aklınızdaki projeleri çöplüğe atın. Basit yaşayın, basit düşünün, basit olun. Hayatınızda keşkelerin yerini “iyi ki” lerin almasının zamanı gelmedi mi?

Selam verin, selam alın.

Günaydın deyin, özür dileyin. Hata yaptım deyin,  hatalı olmasanız da bir defaya mahsus hatalı bendim deyin. Kafanızı daha doğrusu beyninizi televizyona, bilgisayara teslim etmekten bir an önce kurtulun. Komşularınızı tanıyın.

İçtiğiniz kahvenize güzel bir tadımlık olması dileğiyle; güzel bir hikâyeyi sizlerle paylaşarak yazımız sonlandırmak istiyorum.

“Bir genç bir zamanlar mutluluğun sırlarını öğrenmek istemiş. Bir bilge aramış. Sormuş,  soruşturmuş falanca kişidir demişler. Üşenmemiş, yola çıkmış ve bilgeyi bulmuş. Bilge, onu bir güzel ziyafetle ağırlamış, isteğini sormuş:

“Mutluluğun sırrı” demiş delikanlı ” bana bunu öğret.”

Bilge bu sırrı vermeyi kabul etmiş.

Delikanlının eline bir kaşık vermiş, iki damla sıvı yağı da kaşığın içine koymuş.

“Köşkümü bir güzel gezeceksin ancak bu yağı dökmeyeceksin”  demiş.

Delikanlı sarayı geziyormuş ama gözü devamlı kaşıktaymış. Dönmüş gelmiş. Bilge sormuş.

“Salondaki Acem halılarını gördün mü, kütüphanedeki şömineyi fark ettin mi, bahçedeki gülleri gördün mü?” şeklinde bir yığın ayrıntı sormuş. Utanan delikanlı, hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. Çünkü sadece yağa bakıyormuş.

Bilge şöyle demiş;

“Öyleyse git şimdi daha dikkatli olarak köşkümün harikalarını gör. Oturduğu evi tanımadan o insana güvenemezsin”.

İçi rahatlayan delikanlı, kaşık elinde gördüğü her şeyi hafızasına adeta kazırcasına dikkat etmiş, gördüklerini bir güzel anlatmış.

Bilge;

“Peki, sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? Diye sormuş.

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

Bilgeler bilgesi demiş ki;

“Mutluluğun sırrı, dünyanın bütün harikalarını görmektir ama iki damla yağı unutmadan”.

Yorumlar

  1. Zeynel YETGİN dedi ki:

    Eyvallah üstadım. Gönüllere su serptiniz.

  2. Süleyman ATÇIOĞLU dedi ki:

    Kaleminize, düşüncenize sağlık diliyorum. Tespitinizde çok haklısınız. Bizler güneş sıcaklığında bir miktar beklettiğimiz patlak topla oynarken mutluyduk. Çünkü başkalarını kıyas olayı bu denli yoktu. Eldeki ile yetinme vardı, ana babayı yokluktan dolayı karşısına çıkıp küçümsemezdik. Bugün bunlarda ciddi değişiklikler var. Prof Sami Zan, Mutluluk insanın sevdiği işi yapması değil yaptığı işi sevmesidir diyor. Bugün iş yapmaktan değil, para, mal, mülk azlığından değil doyumsuzluklar mutsuzluk nedeni olarak çıkıyor karşımıza. Ee bir de çalışma ortamımızda inançlı bir milletin evlatlarından inançsız istekler de mutsuzluk sebebi olarak çıkıyor karşımıza. Saygılar…

  3. Mehmet AYDIN dedi ki:

    Sayın başkanım belki de bugünlerde en çok ihtiyacımız olan reçeteyi paylaştınız bizlerle. Kaleminize sağlık

  4. Atalay YAMAN dedi ki:

    Yazın İçin tebrik ediyorum. Sürekli nefret dili kullananlardan uzak durmak, dediğin gibi çok önemli. Birde şükretmeyi öğrenebilirsek, yeme de yanında yat

  5. Yasin VURAL dedi ki:

    insana dair, insani güzel bir hikaye… Elinize yüreğinize sağlık…

  6. Ali AÇAR dedi ki:

    Çok güzel yazmışsınız aslında hepimiz içimizdeki güzellikleri özlüyoruz. Aslında çocukluğumuzu özlüyoruz. Makam mevki para şöhret ve sosyal konum insanı mutlu etmiyor. İnsanı stresten uzak safiyane içinden geldiği gibi davranmak mutlu ediyor. Allah razı olsun .bilgedeki kişi gibi yağı bırakıp etraftaki güzellikleri görmek umuduyla …

  7. İshak HASANOĞLU dedi ki:

    Tebrikler sayın başkanım

  8. Adil GEZER dedi ki:

    Ellerinize sağlık Hocam. Stres, sıkıntı ve sinirli bir toplumda yıllarca yaşadıktan sonra relaks insanların yaşadığı ortam insanı adeta rektefe (sıfırlama) ediyor. Bize göre çok basit şeylerle mutlu olan nice insanlar görüyorum. Mutluluğu eşyada değil, kendisiyle barışık olma da bulan ve hayatı zorla değil, severek yaşayan yine nice insanlar görüyorum. Aynı sitede yaşayan ve ebeveynlerini örnek alarak hemen hemen her gün kavga ederek ayrılan çocuklar gördükten sonra, iki yıla yakın bir süredir ne büyükler arasında ve ne de çocuklar arasında kavgaya şahit olmadığım ve bize göre sözüm ona gelişmemiş (!) toplumlar gördüm. Şimdi sormak lazım : Biz nerde yanlış yapıyoruz ve neden barışık bir nesil yetiştiremiyoruz? Allah’a emanet olunuz.

  9. Aydın DEMİR dedi ki:

    “Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat.” Sâbit

  10. Aydın DEMİR dedi ki:

    Şair Sâbit diyor ki, en uzun gecenin hangi zaman olduğunu müneccimler yahut muvakkitler ne bilsin. İnsan, ne zaman bir derde, sıkıntıya düşer ve uykusunu yitirirse, en uzun gece, o gecedir.

  11. Mutu FIRAT dedi ki:

    Yüreğinize kaleminize sağlık Başkanım; ölçü önemli hem dünyanın helal dairede nimetlerinden yararlanmak hemde vazifelerimizi eksiksiz dikkatle yerine getirmek elzemdir. Saygılar sunuyorum.

  12. Yusuf Demircioğlu dedi ki:

    Teşekkürler hocam