Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Suçumuz adımızda saklıymış

1997 yılının Ağustos ayı itibariyle Fatih öğretmen, askerlikteki temel eğitimi tamamlamıştı. Askerliğinin geri kalanını asker öğretmen olarak tamamlamak üzere Şanlıurfa ilinin bir köyüne görevlendirilmesi yapılmıştı.

Bu bölgenin hayatı, kültürü, insanları kendisine yabancı değildi. Daha önce yine bu bölgede 4 yıl görev yapmıştı. Yine o bölgelere gidecekti. Bu defa asker öğretmen olarak. Askerliğinin geri kalan on beş ayını burada öğrencilere hizmet vererek tamamlayacaktı.

Ama bu defa farklı bir taraf vardı. Artık evli idi ve Furkan isminde bir oğlu da vardı. Temel eğitimden sonra asker öğretmen olarak, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek üzere ailesi ile birlikte Şanlıurfa’nın güzel bir ilçesinin bir köyünde göreve başlamak üzere ailesiyle birlikte yola revan oldu. Kendi özel arabasına alabileceği birkaç eşyanın dışında hiç ev eşyası almamıştı. Askerlik süresi bitene kadar ihtiyacı karşılayabilecek kadar ev eşyasını gittiği yerden almayı düşünüyordu. Öyle de oldu.

Köye geldiğinde köyün imamının kaldığı daha önce sağlık evi olarak kullanılan evi lojman olarak kullanmaya başladı. Şirin, o bölge özelliğinin aksine ağaçları bol olan bir lojmandı. Üstelik evin içerisinde günün belli saatlerinde de olsa çeşmeden akan suyu vardı. Hiç tahmin etmemişti bu kadarını. Çünkü bu bölge hem kurak, hem çorak, hem de suyun evlere kadar geldiği köy sayısı yok denecek kadar azdır. Bu bakımdan çok memnundu.

-İyi ki ailemi getirmişim, dedi kendi kendisine.

Bölgenin genel şartlarına göre imkânlar açısından gayet güzel bir köydü. Ancak köyün ciddi bir problemi vardı. Köyün tamamı birbiriyle akraba olmasına rağmen köyde kan davası vardı. Bu kan davası öyle bir hal almıştı ki; cami aşağı mahallede olduğu için yukarı mahalleden hiç kimse camiye gelmemekte idi. Ancak bu tutumu okul için göstermiyorlardı. Okula gelenlerin çocuk olması da bu durum için etkili idi. Oysa çocuklar okulda hiç de kan davası yokmuş gibi hareket ediyorlar, teneffüslerde hep birlikte güzel bir şekilde oynuyorlardı. Çocukluğun saflığı burada da kendini belli ediyordu. İmkân olsa da hep çocuk kalabilsek. Çocuklar gibi saflığımız, temizliğimiz, önyargımız olmadan kalabilsek. Çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var.

Köyde göreve başladıktan bir süre sonra bir öğretmen atandı. İki öğretmen olmuşlardı. Diğer öğretmen ilk atama olduğu için adaylık işlemleri hususunda yardımcı oldu. Kendisine rehber öğretmen olarak görevlendirildi.

1997 yılının 28 Şubat’ında dönemin Genelkurmay Başkanının bin yıl sürecek denilen postmodern darbe yapılmıştı. 28 Şubatı takip eden günlerde okul ve öğretmen denetimi için köye ilköğretim müfettişleri geldiler. Üç kişiydiler. Fatih Öğretmenin asker öğretmen olması hasebiyle mevzuat gereği onu denetleyemiyorlardı. Okulun idari işlerini ve ilk atama olan diğer öğretmeni denetleyeceklerdi.

Geçmiş yıllardaki tecrübesinden biliyordu ki müfettişler o günün akşamına kadar köyde geçireceklerdi. Öğle arası da yemek ihtiyaçlarını karşılamak istiyordu. Sonuçta her ne kadar kendisini denetlemeseler de ev sahipliğin gereğini yapmak istiyordu. Fatih öğretmen, kendisinin kurulu bir düzeni olması diğer öğretmenin de bekar olması nedeniyle ilköğretim müfettişlerini öğle arasında kendisi misafir etmek istedi. Bunu müfettişlere de iletti. Birkaç nazlanmadan sonra bu daveti kabul ettiler. Birkaç saat öncesinde hanımına haber göndererek öğle yemeği için hazırlık yapmasını istedi.

 Öğle arası olmuştu. Müfettişler ve diğer öğretmen arkadaşı olduğu halde yürüme mesafesinde olan lojmana geçtiler. Hanımı da hazırlıkları tamamlamıştı. Hemen sofra kuruldu. Yemek sırasında Fatih öğretmenin oğlu Furkan da oraya gelmişti. Kucağına aldı. Onun yemek yemesine yardımcı oldu.

Müfettişlerden bir tanesi;

-Çocuğunuzun ismi nedir? Diye sordu.

-Furkan, dedi.

Soruyu soran müfettiş alaycı ve küçümseyici bir tavırla,

-Haa son zamanların moda ismi. Furkan haa, dedi.

Şok olmuştu Fatih öğretmen. Hiç beklemediği bir karşılık vermişti müfettiş. Ama gayet iyi biliyordu ki 28 Şubat zihniyetini sergilemek ve Fatih Öğretmene mesaj vermek istiyordu. Asker öğretmen olmasa ve kendisini denetlese idi öğretmenliğinden ziyade, kafasında oluşturduğu ön yargılarına göre değerlendirme yapacağını adı gibi biliyordu.

İşte o anda Ömer Karaoğlu’ndan dinlediği çok güzel bir ezginin sözleri geldi aklına. 

Sabahlara sorun bizi
Suçumuz adımızda saklıdır.
Düşmana ölüm yağdırdığımız
Hani diye yürür üstümüze
Şaşkınız, öfkeliyiz, söylenmez
Biz hangi suçtan ölmeliyiz ?

Ölüme değil, ölümden değil gardaş
Biz dili bağlı gitmeye yanarız
Erzurum’dan Rize’ye
Maraş’tan Konya’ya umudun dili olsun.


İyi ama son günlerin modasının bizler olduğunun farkında mıyız?

Suçumuz adımızda saklı ise bu suçlamanın farkında mıyız?

Biz neden suçluyuz ve suçumuz nedir?

Suçumuz adımızda ise suçumuzda ne kadar ısrarlıyız?

Suçumuz adımızda saklı ise suçumuzun gereğini yapıyor muyuz? Ya da ne zaman nehirler düşleyeceğiz göl kenarlarında?

Sevgide kalın, sevgiyle kalın.

Yazarın Diğer Yazıları
27/11/2021 09:07
24/11/2021 00:24
20/11/2021 00:01
13/11/2021 00:01
06/11/2021 00:01
16/10/2021 09:33
25/09/2021 00:01
18/09/2021 00:01
07/09/2021 00:00
04/09/2021 00:01
28/08/2021 00:01
Yorumlar

  1. Ziya Ökçe dedi ki:

    Maşallah tarih, anı, günlük, tecrübe ve ikaz ile uyarı sonunda emanet gibi sorumluluk bilinciyle görevin yerine getirilmesinin gerekliliği tere yağından kıl Çekercesine anlatılmış. Tek kelimeyle enfes olmuş. Kaleminize ve yüreğinize sağlık başkanım.

  2. Mutu FIRAT dedi ki:

    Saygıdeğer Başkanım adımız Müslüman….

  3. K. BEKTAŞ dedi ki:

    Dünden gönüle; gönülden dile; dilden kaleme dökülenlerle yine tuz bastın yaramıza… Nifakı kovup dostluğu, kardeşliği başka ne zaman alacağız aramıza… Dua ve selâmlarımla

  4. Adnan ÇELİK dedi ki:

    Savulun Mufettişler Geliyor! denilen dönemler…
    Boğazkale’de Zincircilerin pranga derdinde olduğu,
    Yekbasta Asker öğretmen olmadığımız için elimize düştünüz mü mantığı ile iğneden ipliğe, özellikle de mezun oldugumuz okullar (İHL ve İLAHİYAT) , Eşimizin öğretmen ve başörtülü olması şartlarında yaşamış olduğumuz denetimler…
    Allah bu millete bir daha o günleri yaşatmasın İnşaAllah.
    Bizlere de o günkü mücadele azminizi, imanımızı ve hassasiyetlerini tekrar nasip eylesin. İçinde bulunduğumuz rehavetten de kurtulma irade ve gayretini versin inşaAllah.

  5. Mukara dedi ki:

    Tebrikler başkanım. Bir döneme ışık tutan gerçek hayat hikayesidir.
    “Doğ ey güneş erit taştan adamı
    Ve kurut taşları diken elleri”

  6. Mehmet AYDIN dedi ki:

    Aslında bu temel üzerine çok güzel bir roman inşaa edilirmiş başkanım. Bence daha fazla geciktirmeyin.

  7. Aytekin Girgin dedi ki:

    Maalesef o günleri üzüntü ve ibretle hatırlarken bir bilinmeze doğru pupa yelken gidiyoruz . Zaman zaman yolu ve yoldaşları gözden geçirmek lazım. Nazik Yusuf ile gereken mesaj verilmiş, kaleminize sağlık.

  8. Ali KİRTİ dedi ki:

    Öyle bir dönem geçti ki insanların ismine , kıyafetine göre zulūm gördūğū.Allah fırsat vermesin bu zihniyete.

  9. Burhan erarslan dedi ki:

    Bir toplum; esasa değilde şekle öze değilde kabuğa manaya değilde söze itibar ediyorsa vay haline…150 yıldır mevzi kayıp eden bir milletin içerisindeki fosil kafalılar, maalesef isme kişilerin inançlarına, giyim kusamlarina ve daha nice boş gereksiz şeylere karıştılar. Geçmişteki defolu zihniyetin bu millete verecek başka bir şeyleri de yoktu aslinda. Bu beyinsizler içimizde hala azımsanmayacak sayıda varlar ve pusudalar. Allah onlara fırsat vermesin.
    Fatih hocam geçmişte yaşanmış belki guzel bir hayat kesitinin zillet bir dilimi. Allah isme takan kafaları ıslah etsin bizleride her daim ihlastan ayırmasın. Saglicakla kal kalemine kuvvet ve bereket….

  10. Bekir TOKGÖZ dedi ki:

    Kimden kime, ne adına olursa olsun faşizmin her türü lanetlenmeyi hak eder. İnsanların bakış açısına göre vaziyet almak, o na göre değerlendirmek en hafifiyle insanlıktan nasibini almamakla eşdeğerdir.

  11. Musab öğretmen dedi ki:

    Üstadım, kalemine sağlık. Aynı süreçlerden geçmiş biri olarak beni eskilere götürdünüz. Adının, kimliğinin, inancının bilincinde olan şahsiyetli mü’minlerden olmayı nasip eylesin Mevla.

  12. Hakan dedi ki:

    Tamda yaşadıklarımı gördüm yazınızda. Bir sınıf öğretmeni olarak aynı dönemlerde farklı yerlerde yaşadığımız olayların aynısı.Hele o ilköğretim müfettişlerinin hem yemeğinizi yiyip nobranca önyargılı davranışları.Bunları unutmadık.
    Kaleminize sağlık hocam.

  13. Harun KAPLAN dedi ki:

    Aynı yıllarda bir sözde müfettiş de 6. sınıfta Din Kültürü dersinde beni denetlerken “Namaz kılmayan kafir olur mu? diye sınıfa sordu. Sonra da olanlar oldu. Ben reddi müfettiş hakkımı kullanıp zatı muhteremi kapının önüne koydum.
    Adamın derdi üzüm yemek değil bağcı dövmek olunca adınız da branşınızda dersimizde adama batar.

  14. Mücahit Akgun dedi ki:

    Tebrikler Başkanım kaleminize sağlık…

  15. Ahmet KALINSAZLIOĞLU dedi ki:

    Kutsal dava her dem davan ise, Allah dan gayrı güç karşısında eğilmezsen bu dünyada işin zor. Bildiğin bilmediğin çeşit ve sayıda hasımların olur.
    En canını yakan da beklemediğin yerlerden gelenidir.
    Bir numara “HU” dan gayrına verilince sapma kaçınılmaz.
    Başlar ayağa itiliyor, ayaklar başa yöneliyor,
    Hasbi samimi insanlar değersizleştiriliyor,
    Ağaç içten çürür.
    Galiba çürüyoruz.
    Çok ağır bedeller ödeyeceğiz gibi.
    İsmailler kurban verilecek,
    Hüseyinler susuz katl edilecek,
    Yusuflar kuyuya atılacak…
    Durdurulamazsa bu azgın ve sapkın rüzgar.

  16. Yasin dedi ki:

    Kaleminize sağlık başkanım…

  17. METİN ILGAZ dedi ki:

    Böyle takıntılı insanlar her donemde olacak kimi isme,kimi memleketine,kimi ailenin şekline ama Fatih Hoca gibiler gücünü makamından değil maneviyatını haktan alan kişiler için geçersiz olarak kalacaktır .

  18. Galip BİİLGİLİ dedi ki:

    Başkanım
    Çok güzel yazmışsınız
    Müfettişi bir güzel haşlasaydınız
    Bizim bir arkadaş
    Eşinin baş öetüsüne lafvefen bir müfettişi evden atmıştı dönem.

  19. Mustafa öztürk dedi ki:

    Değerli başkanım emeğine sağlık tebrik ederim.