Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Kul hakları ve reçetesi

İnsan varlıkların içeresinde mükemmel olarak yaratılmıştır. Çünkü o; en güzel bir şekilde yaratılmış, akıl ve irade nimetiyle donatılmıştır. İnsanın yaratılış gayesi kulluktur. Her an, imtihanda olduğumuzun bilincinde olarak hayatımızı ahlâklı, dürüst rabbimizin emrettiği şekilde İslâm’a uygun olarak yaşamalıyız.

İnsan başı boş yaratılmamıştır. Dünyaya gönderilen insanın uyması gereken temel kurallar vardır. Bu kurallara uyduğu takdirde hem dünyada hem ahirette mutlu olur. İnsan toplum içinde yaşar.

İnsanlarla tanışmak, yardımlaşmak, onlarla bir arada yaşamak, en tabii bir ihtiyaçtır. Yeryüzünde huzur içerisinde bir hayat sürdürmek, Allah’ın sayısız nimetlerinden meşru ölçüler içerisinde yararlanmak, neslin devamını sağlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak, toplu halde yaşamaya bağlıdır. Toplum halinde yaşamak ise, karşılıklı hak ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir.

Her insanın üzerinde birçok hak ve sorumluluk bulunmaktadır. İnsan üzerindeki bu haklar Allah’ın hakkı ve insan hakkı olarak iki bölümde inceleyebiliriz.

İnsan hakları içeresinde Ana-baba, evlat, eş, komşu, akraba, arkadaş, işçi-işveren vb. hakları bu tür kul

haklarındandır.

Allah’ın üzerimizdeki hakları, O’nun varlığına ve birliğine inanmak, hiçbir şeyi ortak koşmadan O’na ibadet edip emirlerini tutmak ve yasaklarından sakınmaktır. İnsanın merkezi Allah olmalıdır.

Haklar sadece bunlarla sınırlı değildir, genelde Müslümanlar kul hakkı bahsi geçtiğinde bir şeyi gasp etmek, insana zarar vermek şeklinde anlıyorlar aksine; dünyamızda var olan canlı varlıklarında gözetmemiz gereken hakları vardır. Bu haklar onları yaşam dışı bırakmamak aç ve susuzluğa terk etmemek, eziyet etmemek onlara merhamet edip yuvalarını yıkmamak ve yavrularını öldürmemektir.

Tüm haklar elbette çok önemlidir. Öyle bir hak vardır ki hem Allah hakkı, hem de insan hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Müslüman canlı cansız kainattaki yaratılan tüm varlıklara saygı göstermek durumundadır.

Rabbimizin emretmediği hakkında kesin yasak bulunan zina, faiz, içki, kumar gibi günahları işleyebilir. Pişmanlık duyduğunda samimi bir tövbeyle rabbimizden affını isteyebilir. Bu günahlara tövbe kapısı her zaman  açıktır. Yani rabbimizin inisiyatifindedir.

Sadece kul hakkı bu kapsama girmez. Kul ve kamu hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah’ın bağışlamayacağını bilir. Müslüman, kul ve kamu haklarına son derece titizlik göstermelidir. Hakların içerisinde en tehlikeli olanı kamu hakkıdır. Kişisel haklarda helallik almak kolaydır. Kamu hakkı denildiği zaman bu topraklarda yaşayan tüm insanları kapsar. Helallik almak neredeyse imkansızdır.

Dünya çıkarları uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, görevi kötüye kullanmak, rüşvet alıp vermek, karaborsacılık yapmak, kamu malını zimmetine geçirmek, vergi kaçırmak, kaçak su ve elektrik kullanmak  kamu hakkı kapsamındadır. Mahşerde hesabını veremeyeceğimiz haklardır. Çünkü kamu malı kişilere değil, bütün insanlığa aittir.

Sevgili Peygamberimiz;

“EbûHüreyre (r.a) den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu (s.a.v.)

Şöyle buyurdu: “Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir. ) Şayet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir. ” buyurmaktadır.

Üzerinde kul hakkı bulunan kişi muhatabını hemen bulmalı ve helalleşmelidir. Kamu hakkı gibi birde manevi haklar vardır. Gıybet, dedikodu, iftira, yalan, suni zan bunlardan bazılarıdır. Bu günahlarda kurtulmanın tek yolu kişiyle helalleşmektir.

Günümüzde dikkat etmemiz haklardan biride sosyal medya hakkıdır. Kuranı kerimde;

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36).Sosyal paylaşım sitelerinde yayınlanan bir haber, milyonlara saniyeler içerisinde insanlara ulaşabilmektedir. Kimileri bilgisayar başında, rabbimizin gözetim altında olduklarını unutarak kişilerin haysiyetini, şerefini zedeleyecek paylaşımlar yapmaktadır. Böylece, bir taraftan kul hakkına, diğer taraftan da toplumda fitneye fesata sebep olarak kamu hakkına girmektedirler.

Evlerde yapılan dedikodu, gıybet, iftira yalan artık sosyal medya üzerinden yapılır hale geldi. Şunu ifade etmek gerekir ki  ahirette o yazan parmaklar bakan gözler tüm organlarımız hesaba çekilecektir. Bir bilgi ve belgeye dayanmayan yalan bir haberi paylaşmak beğeni atmak büyük günahlardandır.

“Kim İslamda iyi bir çığır açarsa açtığı çığırın ecri ve kendisinden sonra, onunla (o çığırla) amel edenlerin ecirleri, sevaplarından hiçbir şey eksilmeden ona aittir. Kim de islamda (müslümanlar içinde) kötü bir çığır açarsa, açtığı çığırın günahı ve kendisinden sonra onunla amel edenlerin günahları, günahlarından bir şey eksilmeden ona aittir.”

Hz. Peygamber (s.a.v), başka bir hadisinde Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gelen kimseyi müflis olarak tanımlayarak şöyle buyurur. (Buhârî, Mezâlim 10, Rikak 48, Tirmizî, Kıyamet 2)

“EbûHüreyre (r.a. )den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.)“Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Ashâb: ‘Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir’ dediler. Rasûlullah (sav) : “Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnat ve iftira yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” buyurdular.

Sonuç olarak Müslümanların ibadetlerini yerine getirirken, haklara dikkat etmediği, İslam ahlakından uzak yaşadığı aşikardır. İndirilen dine değil tabiri caizse uydurulan dine inandıklarından sadece dinimizi dededen nineden anne babadan gördükleri gibi yaşadıklarından, öğrendiklerinin doğru veya yanlış olduğunu araştırmadan ibadetlerini yaptıklarından dolayı cılız bir din yaşamaktadırlar.

Dini sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek hacca gitmekle cennete giderim olgusu Müslümanı diğer yapması gereken insani davranışları ikinci plana itmiştir.

Dini şöyle anlamak lazımdır;

Bir gün peygamber efendimize bir sahabe gelir. Ya Resulallah bizim mahallede bir kadın var gündüzleri oruç tutar geceleri sabaha kadar namaz kılar lakin kötü bir huyu var, komşuna eza verir. Hakka riayet etmez. Bu kadın hakkında ne dersiniz dediklerinde o kadına gidin söyleyin cehennemliktir buyurmuştur.

Pişmanlığın fayda etmediği, ahiret hayatına kul hakkıyla gitmeyelim. Nefsimizi ayaklar altına alıp tanıdığımız herkesten helallik alalım. Rabbimizin karşısına temiz bir ruhla, günahlardan kurtulmuş bir şekilde çıkalım. Şu gök kubbede güzel bir seda bırakalım.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Fatih BAŞAK dedi ki:

    Kalemine güç, yüreğine sağlık.