Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Avni OZAN

Avni OZAN

Dünyamızdaki Değişkenler

Mutlu olduğumuzdan mı güleriz, güldüğümüzden mi mutlu oluruz? Ağladığımız için mi üzgünüz, üzgün olduğumuz için mi ağlarız? Korktuğumuzdan mı kaçarız, kaçtığımızdan mı korkarız?

Bıçak gibi keskin olmayabilir fikirler, duygular. Siyah ve beyaz değildir her durum. Farklı renkleri de vardır hayatın. “Evet” dedin öylesin, “hayır” dedin böylesin, diye gruplandırmalar hem yapılır hem de yapılması kınanır. Yapılır çünkü sınıflandırmak alt etmede kolaylık sağlar. Kınanır çünkü özgün olmayı köreltir.

Bazı zamanların ve olayların hayatımızda farklı bir üstünlüğü vardır. Okullardaki “belirli gün ve haftalar” gibi.  O güne, haftaya anlam katan tarihte yaşanmışlıklar vardır ve canlı tutulması lazım gelir. Kahramanlık veya hüzün ifade etmesi değildir mevzu olan. O yaşanmışlığın yâd edilmesi ve yarınlara ders çıkarılmasıdır esas olan.

Duygularımızda mevsimler gibi değişken olabilir. Bir bakarsınız ilkbahar gelmiş, kuzular meleşir, her taraf yemyeşil, ağaçlar çiçeklerle kaplanmış, güneş içinizi ve her yanı ısıtıyor, kışın evine hapsolmuş çoluk çocuk dışarılarda, her yerde bir hareket, bir neşe… bir de bakarsınız hüzün çökmüş bir sonbaharı yaşıyorsunuz: yapraklar ağaçtan değil sizden dökülüyor adeta, ayrılıklar baş göstermiş, yeşil yerini sarı ve kahve rengi renklerine bırakmış, gökyüzünün göz pınarları açık kalmış gibi gözyaşına boğuluyorsunuz…

İnsan olmamızın önemli yanlarındandır belki değişken oluşumuz. “Yapamam.”, “Alışamam.”, “Onsuz yaşayamam.”, … cümleleri anlamsız kalıyor değil mi bazen? Başımıza geldiğinde yaptığımız, alışıp yaşadığımız nice durum, normal zamanda “Katlanamam.” dediğimiz durum değil mi?

İmtihan içinde olduğumuzun kesin delillerinden biri olan Bakara Suresi 155. Ayette Allahu Teâla: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!”  buyurmaktadır. Öncesi ve sonrasında yer alan ayetler bir yandan Hz. Peygamber’le ona inanan ilk Müslümanların sahip oldukları kesin imanla yüksek ahlâkı ve üstün moral gücünü yansıtmakta; bir yandan da örnek Müslümanın karakteristik yapısını tanımlamaktadır. Bu yapının temel taşı Allah’a sarsılmaz iman, güven ve teslimiyettir; sadece Allah’a ait olduğumuzun ve en sonunda O’na döneceğimizin bilinci içinde, başarı ve kurtuluşu da yalnız Allah’tan beklemek, bu imanın bir ürünü olarak Allah karşısında her zaman ümitli ve iyimser olmak, düşmanlar karşısında da onurlu ve kişilikli olmaktır.

Üç ayların ikincisinin içinde bulunmaktayız. Bu zamanlar verimlilik olarak diğer zamanlara göre bir üstünlük taşımaktadır. İyilik, ibadet, sorumluluk… ne ise her zaman mutlaka yapılacaktır. Bu zamanlarda ise biraz daha gaza basmak menfaatimiz için gereklidir. Okuduğumuz Kur’an-ı Kerim anlaşılıp daha bir tanış olmamızı bekler bizden. Mehmet Akif ERSOY ne güzel ifade etmiş:

Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

Diriler için akıl edilmesi, düşünülmesi, idrak edilmesi, dersler çıkarılması gereken ibretlik olayların birçok kere sahne edildiği Ana Kitabımız ile daha bir tanış olma zamanı şimdi değilse ne zaman gelecek? Biz kabre konulduğumuzda (okunursa eğer) üzerimize okunduğunda mı fark edeceğiz böyle bir kitabımız olduğunu? Çok geç olmayacak mı o zaman? Geçen gün değerli bir arkadaşımızın 13-14 yaşındaki çocuğu vefat etti. Cennete bir kuş gönderdi onlar. “Biz de hissettik, içimiz yandı.” deriz ama anne babasının acılarının tarifi yok. Üzgünüz. Son baharı yaşıyoruz.  Şairin “Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm.”  dediği gibi uzak değil hiçbirimize ölüm.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.