Site Rengi

DOLAR
9,5844
EURO
11,1392
ALTIN
556,57
BIST
1.493
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
14°C
Ankara
14°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
15°C
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
19°C
Cuma Parçalı Bulutlu
19°C

İyi insan mı, iyi yönetici mi?

İyi insan olmak ayrı bir durumdur, işini iyi yapmak ayrı bir durumdur. İşi doğru yapmak ile doğru işi yapmak ise çok farklı anlam içerir. İyi insanların işini de iyi yaptıklarına dair genel bir kanı vardır. Oysa bu genellikle duygusal bir yaklaşımdır. İyi insanların işlerinde iyi olması hep beklenir. İyiden kastımız, işini hakkıyla yapıp başarılı olmayı kast ettiğimizi de açıklamak da fayda var. Bir anlamda doğru işi, iyi yapmak olarak da özetleyebiliriz.

İyi insan olan kişi sorumluluğunu yerine getiren kişi anlamına da gelmemektedir. Bizdeki iyi insan kavramı daha çok çevresiyle problemsiz geçinen, yardımsever, kimseye zararı olmayan, problem çözmesine gerek yok ama problem üretmeyen kişi olarak bilinir.

İyi insanın iyi bir yönetici olacağı, iyi bir öğretmenin iyi bir okul müdürü/ilçe yöneticisi/il yöneticisi olacağı, iyi bir insanın iyi bir belediye başkanı olacağı beklenir. Ancak pratikteki karşılığı genelde öyle olmaz ve çoğunlukla da olmamıştır. Elbette ki buradan iyi insan olup da başarılı yönetici olanları kast etmiyoruz.

Yöneticilik, kurulu sistemi dengede tutmak, dengesizlik olduğunda ufak dokunuşlarla tekrar yola sokmak ve bu dengeyi gözetmek iken yönetici ise bu dengenin korunmasını sağlar. Dengeyi korumak ve bu dengeyi yönetmek yöneticinin görevidir. Oysaki yönetme işi ve genel anlamda yöneticilik, hayatımızın her alanında ve her yaşta karşımıza çıkar. Mesela evde ev yönetimi kavramı vardır. Faturalar düzgün ödeniyor mu? Ev ihtiyaçlarının takip edilip giderilmesi sağlanıyor mu? Buzdolabı dolu mu? Arızalı musluk için biri çağrıldı mı? Hemen hepimiz hayatımızın bir noktasında evimizi yönetme sorumluluğunu üstlenmişizdir. Küçük yaşta okulda karşılaşırız yöneticilik kavramı ile… Öğretmenlerimiz, müdürlerimiz eğitim hayatımızdaki yönetici figürleridir. İyi insan olmakla yukarıda bahsedilen işlerin iyi yürütüldüğü anlamına gelmemektedir.

Şartları tutan herkes yöneticilik pozisyonuna gelebilir ama o koltuğa oturan herkes iyi bir yönetici olacak anlamına gelmemektedir.

İyi bir yönetici olmanın da gerektirdiği meziyetler vardır.

Bunların başında insan ilişkilerinden anlaması gelmektedir. İyi bir yönetici çalışanlarını dinlemeyi bilmelidir. Çalışanlarının rahatlıkla ulaşabildiği, iş yerinde olup bitene hâkim bir yönetici, mevcut sorunları da büyümeden çözerek daha huzurlu bir iş ortamının sağlanmasını mümkün kılar. İyi bir yöneticinin en önemli özelliklerinden birisi de empati kurabilmektir.

Zaman yönetiminden anlar. Zamanı doğru yönetmek iş verimliliği açısından büyük önem taşır. Dolayısıyla iyi bir yönetici zamanını efektif bir şekilde yönetebilmeyi de bilmelidir.

Dürüst ve adil olmak da iyi bir yöneticide bulunması gereken özellikler arasındadır. Çalışanlar yöneticinin dürüst ve adil yönetimine ne kadar inanırsa, iş verimliliği ve işe bağlılık da o oranda artacaktır.

Eğitim alanında iyi öğretmenlerin iyi yöneticilik yapacağı anlayışı ile hareket edilmiştir. Bu anlamda ciddi hatalar yapılmıştır. Özellikle yönetici seçimlerinde hataların daha çok ön plana çıktığı görülmektedir. Yöneticilik yaptığım dönemlerde bu hatalara katkı sunduğumu (!) da itiraf etmeliyim.

Fazla meraklandırmadan ne anlatmak istediğimi eğitim çerçevesi içerisinde açıklamaya çalışacağım. Gerçekten çok iyi öğretmen diyebileceğim birçok öğretmen arkadaşımı, yönetici olması için teşvik etmişimdir. Yöneticilikte taşımaları gereken yukarıda bir kısmını saydığım özellikleri ve mevzuat açısından şartları taşıyan arkadaşlarımızı yönetici olmaları için teşvik ettim. Katkım var derken bugüne kadar yönetici olmasını teşvik ettiğim arkadaşlarımın nerede ise tamamının beni bu konuda mahcup etmediklerini söylemem gerekir. İyi bir öğretmen iken iyi bir yönetici olma noktasında da çok güzel işler yaptılar. Ancak ülke geneli için bunu maalesef söylemek mümkün değil. Tabi bunu söylerken bununla ilgili bir araştırmaya da rastlamadım. Sadece ülkeyi gezerken gördüğüm izlenim ve gözlemlere dayanarak söylüyorum.

Çok iyi dediğimiz nice öğretmenler yönetici olmalarıyla birlikte aynı başarıyı gösteremediler. Öğretmen iken taşıdıkları vizyonu, yöneticilikte devam ettirmeye gayret ettiler. Oysa öğretmen bakış açısı ile yönetici bakış açısının farklı olacağını fark edemediler. Öyle olunca öğretmenlikte başarılı olan arkadaşlar yöneticilikte başarılı olamadılar. Koltuğun sevdasına kapıldılar. Sınıfı yönettikleri, öğrencilere hitap ettikleri gibi etmeye devam ettiler. Sınıf yönetimi ile okul yönetimini aynı anlayış içerisinde yürütmeye çalıştılar. Nihayetinde başarılı olamadılar.

Daha düne kadar öğretmenler odasında birlikte oturdukları, çay içtikleri, sohbet ettikleri öğretmen arkadaşlarına amirlik –ki yöneticilik yaptılar demiyoruz- yapmaya başladılar. “Ben artık müdürüm ve benim dediğimi yapacaksın.” anlayışı, mesai arkadaşları nazarında da itibar kaybetmelerine neden oldu. Öğretmenlerin, “buna ne oluyor, daha düne kadar bizimle oturup sohbet ediyordu.” dediği andan itibaren yöneticilikte başarısızlıkları da başlamış oldu.

Bu olayın çok daha derin sonuçları oldu. Asıl dikkate almamız gerekirken gözden kaçırdığımız bu durum eğitim açısından en fazla zarar gördüğümüz sonuçtur. Maalesef bu zarardan dolayı en çok olmazsa olmazımız olan öğrenciler mağdur oldular. Öğretmenleri müdür olan öğrenciler, iyi öğretmenlerini kaybederken yeni gelen öğretmenlerine alışana kadar zaman kaybettiler, uyum problemi yaşadılar. Belki de birçoğu bu yüzden okula küstü. İyi öğretmendi ama iyi yönetici olamadı. Bu arkadaşların çoğu yönetici olunca sınıflara girecek iyi öğretmenleri kaybettik. Çünkü çoğunu yönetici yapmıştık.

Maalesef iyi öğretmenleri yönetici yaparak sınıflarda derse girecek iyi öğretmen bulmakta zorlandık.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Mutlu Yargı dedi ki:

    👏👏👏

  2. Özcan GÜNER dedi ki:

    Değerli hocam paylaşma lütfunda bulunduğunuz makalenizi bir solukta okudum.Yöneticilik olayında kanaatim ,hele söz konusu eğitim yöneticiliği ise kesinlikle profesyonel anlayışa geçmek lazım.Işini iyi yapan öğretmen bazen iyi yöneticilik yapamıyor doğrudur. Ancak yaşayarak öğrendim ki yöneticilik çok ayrı bir şey iyi niyet yetmiyor. Profesyonellik şart.Aksi taktirde çok kısa sürede duygusallıktan kaynaklanan sağlık problemlerin başlar.Bizim ülkemizde malesef profesyonellik yerleşmedi.Saygılarla Allah emanet olun.

  3. Haydar özcagsak dedi ki:

    Liyakat kadar önemli bir konu. Kalemine sağlık.

  4. Ercan Kuşcu dedi ki:

    Vatanını seven işini iyi yapandır. Kaleminize, kalbinize sağlık.

  5. Ali ATMAC dedi ki:

    Hiç unutmam, Kilis Kız Öğretmen Lisesi’nde Stajyer öğretmenken, örnek dersimi izlemeye Okul müdürüm Mehmet Erdem bey (Mekanı Cennet olsun) girdi. Dersten sonra sınıftan çıkarken : – Eyvah biz seni kaybetmişiz dedi. Ben şaşırdım, cevap vetmeden hemen tamamladı biz çok başarılı bir öğretmeni md. yrd. yapmakla hiç iyi yapmamışız.
    Dünyanın en zor işi “insan idaresidir.”
    Bir büyüğüm ilk öğretmenliği için Ağrı’ya atandığında, gittiği köyde kendisini karşılayan muhtarın, hoş gelmişsin ” Müellim” dediğini, kendisinin gsliba yörenin filinden ötürü “Muallim” demesi gerekirken “Müellim” dediğini fakat sonraki bir kaç defa hep kendisine ” Müellim” dediğini söyledi.
    Bir yıl sonra tayini nedeniyle köyden ayrılırken, bütün köylületin çoluk çocuk, ysşlı genç kendisini uğurlamak için köyün dışına kadar uğurladıklarını burads muhtsrın kendisine sarılıp : – Güle güle Muallim dedikten sonra veet muallim bey bu güne kadar gelenler hep bizi ayrıştırdılar ve acı yaşattılar, bildiğin bibi “Müellim” acı çektiren demektir. Fakat sen bize o kadar güzel hizmet etyin ki gerçek manada Öğretmen yani” Muallim” oldun.
    Bir yönetenler birde yönetilenler vardır. Ne mutlu kaş, baş yarmadan yöneticilik yapanlara.
    Yaşasın gerçek MUALLİMLER…

  6. Ali KİRTİ dedi ki:

    Şartları tutan herkes yöneticilik pozisyonuna gelebilir ama o koltuğa oturan herkes iyi bir yönetici olacak anlamına gelmemektedir.
    Bu tespite katılmamak mūmkūn değil.Kaleminize yūreğinize sağlık.

  7. METİN ILGAZ dedi ki:

    Iyi insan(ahlâklı, edepli,hayalı, imanlı, seven ve sevmeyi bilen,vicdanlı, vatanını ve bayrağını seven koruyan v.s….)Bütün bunlarla beraber pratik,çabuk düşünen, çevre şartlarına göre kararları kolaylaştıran çokda bay kanun olmayan kişi v.s…birleşirse, birleştirebilirse iyi insan=iyi yönetici olabilirsin…Not:Iyi insan=iyi yönetici =Fatih BAŞAK….

  8. Mustafa dedi ki:

    Emeğinize sağlık başkanım . Ders çıkarmak isteyene önemli mesajlar veren güzel bir yazı👏👏