Site Rengi

DOLAR
9,5844
EURO
11,1392
ALTIN
556,57
BIST
1.493
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
14°C
Ankara
14°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
15°C
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
19°C
Cuma Parçalı Bulutlu
19°C

Hayat da böyle değil midir

Çobanlık peygamber mesleği olarak da bilinir. Burada bir hikmet var mıdır diye sormak bile abesle iştigal olabilir. Ama bunun hikmeti nedir diye de pek de merak etmemişizdir.

Çoban, hayvanları otlatırken hem onları dağıtmaması gerekir hem de zarar görmemesi için her türlü tedbiri almaya gayret eder. Zarar görüldüğünde bunun sorumlusu olarak çobanlar görülür ve hesap da ondan sorulur. Hayvanlarını korumanın yanında onların doğumundan, beslenmesine kadar birçok görevi vardır çobanın. Aynı zamanda bu işler meşakkat isteyen işlerdir. Yani çobanlık aynı zamanda sabır ve şefkatle muamele etmeyi de gerektirir. Hatta yeri geldiğinde hayvanın ne yapacağını, nereye gidebileceğini dahi bilmek, bu mesleğin sorumlulukları arasındadır. Dağlarda, ovalarda, yaylalarda tek başınadır çobanlar. Bu onlar için çok iyi bir tefekkür zamanıdır. Muhasebe yapma zamanıdır.

Sizlere bugün “Çoban Ahmet” amcanın hikâyesini paylaşmak istedim. Yıllarca çobanlık yapmış Ahmet amca aynı zamanda köyde de sözü geçen birisi imiş. Tüm köylünün bir derdi olduğunda danıştığı akıl hocası imiş. Çobanlık yaptığı süre içerisinde kendisine emanet edilen koyunlara o kadar titiz davranmış ki her birine kendi malı gibi muamelede bulunmuş. Çobanlık yaptığı süre içerisinde bir koyunu dahi kurtlara yem yapmamış. Elindeki varlığa şükredip, var edeni unutmadan yaşayan Ahmet amca gün gelmiş artık bu işi yapamayacak hale gelmiş. Oğlunu çağırmış.

-Oğul artık ben ihtiyarladım. İşimi yapmakta oldukça zorlanıyorum ve emanetlere sahip çıkamamaktan korkmaya başladım. Bundan sonra benim işimi senin devam ettirmeni istiyorum.

Babasına itiraz edecek olmuş ama babası ısrar edince çobanlığı kabul etmek zorunda kalmış.

Her ne kadar babasından çobanlığın gerektirdiği incelikleri öğrense de bu meslekte eksiğinin çok olduğunun da farkındaydı. Bu aynı zamanda kendisinde tedirginliğe de yol açıyordu. Ama yine de elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret göstermiş.

Oğul çobanlığı eline almış aradan birkaç ay geçmeden büyük bir heyecanla babasına koşarak gelmiş.

-Ne oldu evlat? Demiş Ahmet amca.

-Baba çobanlığı senden devir alalı çok olmadı. Ama yanlış giden bir şeyler var. Senden akıl almak isterim, demiş.

Başlamış oğul anlatmaya:

-Biliyorsun çobanlığı devredeli çok olmadı. Ama bu kadar kısa zamanda nerede ise her gün bir koyunumu kurtlara kaptırmaktayım. Emanetlere sahip çıkamıyorum ve bu beni çok düşündürüyor, demiş.

Bilge çoban sormuş:

Oğul bu zaman içerisinde benden farklı yaptığın bir şey var mı? Oğlu yok demiş ama baba ısrarcı olmuş.

-İyi düşün evlat!

Babası böyle deyince daha ciddi düşünmeye başlamış ve hemen atılmış.

-Evet, baba şimdi aklıma geldi. Ben çobanlıkta senin kadar tecrübeli değilim. Tecrübemi kazanan kadar sürüde bana yardımcı olsun diye çoban köpeklerinin sayısını artırdım. Demiş.

-Tamam, işte demiş babası. Muhtemelen problem burada. Bu köpekleri nereden aldın diye de sormuş.

-Baba zamanım azdı iyi cins çoban köpeği hemen bulamayacağımı düşünerek komşu köyden birkaç tane köpek getirdim.

-Muhtemeldir ki bu yeni alınan köpekler bizim çoban köpekleri gibi davranmadılar. Kurtlar çok akıllı hayvanlardır. Bu yeni alınan köpeklerin bu durumlarını fark etmiş olmalılar ki her gün bir koyunu yemişlerdir dedi akıllı çoban. Bu köpeklerin de çok dikkatini çekmemek için hepsine değil her gün bir tane yemişler ki kimsenin de dikkatini çekmemiş. Sen de ya bir taneden bir şey olamaz diyerek rehavete kapılmış olmalısın dedi.

Oğlu hiçbir şey dememişti. Çünkü babanın dedikleri doğruydu. Ama durumu da kurtarmak istiyordu.

-Peki, ama baba ne yapmam lazım?

Hemen yeni getirdiğin köpekleri uzaklaştır ve aldığın yere geri ver.

Oğul babasının dediklerini yapmış. Köpekleri aldığı yere iade etmiş. Aradan kısa bir süre geçmeden oğul tekrar babasının huzuruna geri gelmiş. Babası oğlunun ne diyeceğini anlamış ama anlatmasına da fırsat vermiş.

-Baba dediğin gibi yaptım. Komşu köyden aldığım köpekleri iade ettim. Senin zamanındaki köpeklerle çobanlık yapmaya devam ettim. Ama değişen bir şey yok. Kurtların kaptığı ve öldürdüğü koyun sayısı her geçen gün daha çok artmaya başladı.

Bilge çoban durumu anlamış.

Oğul benim zamanımdaki köpekleri hemen gönder. Onlardan bir tane bile kalmasın demiş.

Oğul şaşırmış. Ne diyeceğini bilememiş. Babası zamanındaki köpekleri neden gönderiyor diye düşünmeye başlamış. Merakını gidermek adına;

-Baba, daha önceki köpeklerin bu eğitim almadıkları için kurtlarla baş edemediğini hatta onlarla işbirliği yaptığını söylemiştin. Bu yüzden de göndermemi istemiştin. Bunu anladım ama senin zamanındaki köpekleri neden gönderiyoruz diye sormuş.

-Bak oğul! Daha önce getirdiğin köpekler cins köpek değillerdi. Cins köpek olmadığı için kurtlarla işbirliği yaparak koyunlara zarar vermişlerdi. Onun için gönderdik. Bu köpekleri neden göndermek istediğimize gelince: Benim zamanımdaki köpekler de sonradan gelen köpeklerin bu kötü huylarından etkilenmişler. Hatta bu cins olmayan köpekler bizim köpekleri de bozmuşlar. Anlaşılan o ki bizim köpekler de cins olmayan köpeklere benzemeye hatta onlar gibi davranmaya başlamışlar. Daha da ileri giderek önce birer birer koyunlara zarar verirken artık bu kuralı bile bozmuşlar. Yani senin anlayacağın bizim cins köpeklerimiz önceki köpeklerden çok daha bozulmuşlar.

Hayat da böyle değil midir? Sepetteki bir çürük elmayı temizlemez sepetten atmazsanız bir süre sonra sağlam elmalar da çürüyecektir. Hayatta da dominant olan kötüdür, kötülüktür. İradeniz ve inancınız kuvvetli değilse başkalarının hükmüne girersiniz bu defa siz siz olmaktan uzaklaşırsınız. Rüzgarın sizi nereye sürükleyeceğine bakmakla yetinirsiniz. Dümen kötülerin elindedir ve ve kötülerle birlikte yol almaktan başka çareniz de kalmamıştır. Daha da vahimi İzzetbegoviç’in  “ Savaş; ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir!” sözünü haklı çıkarmamak adına kötülere benzemek yerine iyilerden yana olmak zorundayız.

Çıktığınız yolda her zaman temiz insanlarla yola çıkın. Çalışma ekibinde kurduğunuz kişileri önceden iyi tanıyın. Onlarla yolculuk yapın, alışveriş yapın. Ahlakı güzel olanı tercih edin. Sonradan yaptığınız müdahaleler de çok gecikmiş olabilirsiniz. Çoğunlukla da sonradan yapılan müdahaleler, eski dostluklarda da kalp kırgınlıklarına yol açacaktır.
Hayat denilen bu yolda iyiler, iyileri seçmek zorundadır. Zorunluluktan da öte bu bir sorumluluk, bu bir farzdır.

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Yasin Uğraç dedi ki:

     Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İyi arkadaşla kötü arkadaş misk taşıyan kimse ile körük üfüren kimse gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder yahut sen ondan (miski) satın alırsın ya da ondan güzel bir koku duyarsın. Körük üfüren kimse ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın!” (Müslim, Birr, 146)

  2. Murat Bağış dedi ki:

    Maalesef şu an hayat da aynen böyle Sayın Başkanım.
    Bu yazıda sadece iyilik/kötülük kavramlarından ziyade yapılan işe gönül vermek, ehliyet, liyakatin de önemini okudum ben.
    Bu özelliklere sahip olmayanların diğerlerinin yanında düzelmesi bir yana onları nasıl bozduğunu hayatımızın her alanında görüyoruz.

    Her yazınızı olduğu gibi bu yazınızı da bir solukta okudum.

  3. Eşe GÖK dedi ki:

    Yol, yormuyorsa yoldaştantır… 👏👏👏

  4. Süleyman Atcıoğlu dedi ki:

    Önce meseleye DAVA diye bakanlar zamanla meseleye ÇIKARIM NE demeye başlıyorsa son yaklaşıyor demektir… Çünkü DAVA nedensiz güçtür… Güç giderse!…

  5. İSMAİL DURAK dedi ki:

    Sayın Müdürüm kaleminize yüreğinize sağlik Çok önemli konuları işliyorsunuz. Büyük bir zevkle okudum selam ve saygılar

  6. Ali AÇAR dedi ki:

    Yazı o kadar güzel ki heyhat diyesim geldi.
    Bu ülkenin münevverleri Master, Doktarisi için batıya gitmek dil öğrenmek için batıya gitmek zorunda kaldığı ve de liselerde ortaokullarda okutulan ders kitaplarını bunlar yazdığı sürece makalede anlatılan sürünün koruyucusu köpeğin diğer köpeklerden etkilenip mayasının bozulması gibi bu milletin mayasını bozmuşlardır. Süte su katmislardir.
    Yeni bir Ba sü badel mevt gerekli herşeyi yeniden yazmak. Sıfırdan dizayn etmek gerek.
    Şu anda mevcut düzen öze dönüş yolunda gibi görünüyor olsa da. Batı elinde yoğrulmuş hamur ile yapılan lokmanın tadı Anadolu insanın elinde yoğrulmuş hamur arasında tat maya ve özellikleri bakımından çok farklıdır.

    Mevlana min Ahmedi Yesevinin tasavvuf
    çanağında yoğrulmuş hamur lazım bize..Allah’a emanet olun. Yazınız için teşekkür ederim.

  7. Hacı Asım KAYALI dedi ki:

    İyi insan ve kötü insan ortak paylaşımdaki hal ve hareketlerinden belli olur.Hikayedeki köpek ve kurtların hareketleri gibi “Üzüm üzüme baka baka kararır”Allah iyi insanlarla karşılaşmayı nasip eylesin…selamlar

  8. Muharrem ÖKTAŞ dedi ki:

    Maalesef hayat içimizde yaşayan kötü niyetlilere ayak uydurmaya zorluyor galiba. Sizin de tanıdığınız Bir dostum ile sohbet ederken sormuş olduğum bir soruya “Maalesef liyakatten çok, sadakate önem verdik” demişti. Çok manidar.
    Başarılar dilerim başkanım

  9. Bekir TOKGÖZ dedi ki:

    Bazı peygamberler çobanlık yapmışlardır, ama peygamberler çoban değildir.
    Olumsuz anlamda etkileşim ve dönüşüm daha kısa sürede gerçekleşiyor. Çünki davranışları bilinç üzerinden gerçekleştirmiyoruz.

  10. Bekir TOKGÖZ dedi ki:

    Bazı Peygamber çobanlık yapmışlardır, ama Peygamberler çoban değildir.
    Davranışlar bilinç üzerinden yapılmayınca, olumsuz etkileşim kaçınılmaz oluyor. Ve hızlı gerçekleşiyor.

  11. Celal ATİK dedi ki:

    Güzel. Kaleminizin mürekkebi eksilmesin.
    ” Kır atın yanında duran, ya huyundan ya suyundan”
    .,,
    Sağlıcakla .

  12. METİN ILGAZ dedi ki:

    Ağaç yaşken eğilir. Sonradan eğilmelerde zorlayınca çatlamalar zamanla kırılmaya başlar….Temelden verilmeyen eğitimlerde zamanla ufak bir esnemede köpek misali sistem bozulur…Zincirleme birbirini bozar…Bir de bakmışız ki (tuz kokar)hale gelmişiz….

  13. Burhan erarslan dedi ki:

    Cok hoş bir darb i mesel. Hayata dair bir çok şeyi özetliyor. Hakikatler ince ayrıntıda saklıdır. Marifet o sırra vakıf olabilmektir. Peygamberlerin meslekleri insanlık alemine derin bir tecrübe örneğidir. Vesselam..ömrüne bereket Fatih hocam…