Site Rengi

DOLAR
9,5844
EURO
11,1392
ALTIN
556,57
BIST
1.493
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
14°C
Ankara
14°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
15°C
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
19°C
Cuma Parçalı Bulutlu
19°C

Avni OZAN

Avni OZAN

Bu da geçer Ya Hu

Makalemizi sesli olarak da dinleyebilirsiniz.

Dolu olan bardak bir damla ile taşar. Peki bardağı taşıran bir damla su mudur?

Hayatın her alanında problemlerle o kadar çok boğuşuruz, dolarız ve barut fıçısı gibi olur çıkarız. Bulunduğumuz sıkıntılı durum sanki daha önce ve halen kimsenin başına gelmemiştir. Olaylar içinden çıkılamaz bir hal alır ve birisinin küçük bir dokunuşu, takılışı adeta kıvılcım etkisi yapar, patlarız. O kadar abartırız ki patlayışı bütün dolumu son dokunana boşaltırız sanki.

Bir adım geri çekilip derin bir nefes alıp olaya tekrar baktığımızda mahcubiyetimizi farkederiz. Bazılarımız erdemli davranıp özür beyan eder son dokunana, bazılarımız ise daha da pervasızca davranıp yaptığı yanlışı başka yanlışlarla örtmeye, daima haklı olduğunu vurgulamaya çalışır.

Yaşadığımız zorluklar karşısında bazen sabır, bazen tahammül ettiğimizi söyleriz. Aklınıza “sabırla tahammül aynı şey değil mi?” sorusu düşmesin. Değil, hem de hiç değil. Sabır ve tahammül anlam bakımından çok yakın görünseler de hissediş, uygulama ve geleceği şekillendirme bakımından aralarında dağlar kadar fark var. Sabır buram buram tevekkül, kolaylık ve ibadet kokarken tahammül, enaniyet ve kabz halini de beraberinde getiriyor.

Sabreden insan, kendi değerini bilerek kimseyi kendinden üstün ya da aşağı görmüyor. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bildiğinden hedefine giden yolda önüne çıkan engellere, sorunlara çözüm odaklı yaklaşıyor, sükunetle sabrediyor. Hedefe ulaşmak için geçen zamanın boş olmadığını biliyor. Bu zaman süresince verimliliğini artıracak donanımları biriktiriyor. Sabreden insan, kararsız olduğu zamanlarda da sabrediyor. Fakat bu kez doğru olana karar vermek için.

Tahammül eden için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. O hep diken üstündedir. Kaybetmekten korktuğu bazı şeyler için katlanır, tahammül eder. Sürekli şikayet eder. Hedef koyamaz, içinde bulunduğu, hoşlanmadığı durumun değişeceğine dair inancı cılızdır.

Sabretmek ve tahammül etmek aslında tamamen birer tercih. Durumlar aynı olsa bile sabreden insanın davranışı ve hissiyatı ile aynı duruma tahammül eden insanınki birbirinden farklıdır. İkisinin de kendi geleceklerini oluşturma potansiyellerinde çarpıcı farklar vardır. Sabrettiğimizde bizi selamet kucaklarken tahammül edince huzursuzluğun eşlik ettiği, kaderin kancasına takılı bir yeni tahammüller zinciri bekler bizi. Sabretmek; sonunda güzel şeyler olacağına inanılarak gerçekleştirilir. Tahammül etmek ise sonucunda pek hoş şeylerle karşılaşmayacağını tahmin ederek var olan sürece katlanmaktır. Sabretmek tercih ve gönül işi iken tahammül etmek korku doludur ve mecburiyettir.

 Sıkıntılı durumlara ilaç niteliğinde olan “Bu da geçer yâ hû” sözü her şeyin fani olduğuna dair özlü bir sözdür. Bu söz; üzüntünün, gamın, kederin, derdin, tasanın, bela ve musibetin; şansın, sevincin, hazzın, talihin, ikbalin, mevkiin ve makamın hep geçici olduğu anlamında kullanılır. Muazzam bir teskin ediciliği ile herkesin dilinde yer etmiş, hat sanatı ile yazılan levhaları da işyerleri ve meskenlerimizi süslemiştir.

“Bu da geçer yâ hû” sözü, Nişabur´da doğan ve Moğollar tarafından şehid edilen mutasavvıf, şair, hekim ve eczacı Ferîdüddîn-i Attâr’ın (1120 – 1229) “Mantıku’t-Tayr (Kuş Dili)” adlı eserinde geçen şu hikâyeye dayanır:

Uzun bir yolculuktan sonra çok yorulan bir derviş, geldiği köyün zenginlerinden biri olan Şakir isimli ev sahibinin çiftliğinde misafir olur. Köydeki diğer bir zenginin ismi Haddad´dır. Çok iyi karşılanan ve misafir edilen Derviş tekrar yola koyulacağı zaman Şakir´e “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der. Şakir şöyle cevap verir: “Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir.”

Bir kaç yıl sonra Dervişin yolu yine aynı köye düşer. Şakir’i aramak ister, ama Şakir’in iyice fakirleştiğini ve bu yüzden Haddad´ın yanında çalıştığını öğrenir. Ailesi ile birlikte üç yıldır Haddad´ın hizmetkârı olan Şakir´i bulur Derviş, bu sefer oldukça mütevazı olan evinde ve sofrasında misafirdir. Derviş Şakir´e başına gelenlerden duyduğu üzüntüyü ifade edince Şakir: “Üzülme!” der, “Unutma, bu da geçer…”

Tekrar yola düşen Dervişin yolu yedi yıl sonra yine o köyden geçmektedir. Bu yedi yıl içinde Haddad ölmüş, ailesi olmadığı için zengin mirasını, hayvanlarını, arazilerini ve tabi konağını da Şakir´e bırakmıştır. Derviş mutlulukla ne kadar sevindiğini söyler Şakir´e ama cevap aynıdır: “Bu da geçer…”

Derken bir zaman sonra yine köye uğrayan Derviş eski dostunu bir tepede bulur. Şakir ölmüştür. Mezar taşında şu yazmaktadır: “Bu da geçer…” “Ölümün nesi geçecek?” diye düşünen Derviş köyden ayrılır.

Bir sonraki yıl mezar ziyareti için yeniden gelir. Bakar ki ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel sonucunda Şakir´den geriye hiç bir iz dahi kalmamıştır.

O sırada ülkenin sultanının, umudunu tazeleyecek, mutluluğun tembelliğine kaptırmasını engelleyecek bir yüzük yaptırmak istediği konuşulmaktadır. Hiç kimse Sultanı tatmin edecek o yüzüğü yapamayınca bizim Dervişi bulurlar. Derviş, Sultanın kuyumcusuna bir mektup yazar ve ulaştırır.

Sonrasında son derece sade bir yüzük Sultan´a sunulur. Yüzüğün üzerinde “Bu da geçer.” yazmaktadır.

Hikâye bu kadardır.

Hayat inişli çıkışlıdır. Her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkmamalıdır. Sabretmek elbette her zaman için en güzel olandır. Hem “Allah Sabredenleri sever.”

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Hüsamettin Dere dedi ki:

    Ne mutlu sabrı ve hakkı tavsiye edenlere…