Site Rengi

DOLAR
9,6155
EURO
11,2367
ALTIN
554,31
BIST
1.480
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
23°C
Ankara
23°C
Az Bulutlu
Pazar Çok Bulutlu
22°C
Pazartesi Çok Bulutlu
15°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C

Meyve vermeyen ağacı

Yazımızı sesli olarak dinleyebilirsiniz

Anadolu’nun değişik yerlerinde söylene gelen ancak gerçekliği tartışılan bir söyleşi vardır. Uzun bir süre meyve vermeyen ağaçları, meyve versin diye korkuturlar. Elinde bir balta olduğu halde ağacın karşısına geçerler ve: “Ey ağaç şayet bundan sonra meyve vermezsen seni elimdeki balta ile keserim”. Yine derler ki bu korkutmadan sonra ağaç meyve vermeye başlarmış. Şayet meyve vermiyorsa sonuç zaten belli: Kesilmek.

Bu hikayenin doğruluğu var mıdır bilinmez. Ben ve babam bunu şimdiye kadar hiç uygulamadık.(!) (J) Ancak burada benim sorgulamak istediğim mantık hatasıdır. Nedense hem meyve veren ağacı taşlarız hem de meyve vermeyen ağacı kesmek gibi bir anlayışa sahibiz.

Her iki durumda da olan meyve ağacına oluyor desek yanlış olmaz.

Meyve veren ağacı neden taşladığımızı tartışmayı bile. Meyve vermeyen ağacı kesmeyi en kolay yol olarak biliriz ama neden meyve vermediğini hiç düşünmeyiz bile. Oysa kesmek yerine o ağacın dibine su vermeyi hiç aklımızdan geçirmeyiz. Olaya hep olumsuz bakmak ya da ceza vermek iliklerimize kadar işlemiştir.

Oysa meyve vermeyen ağaç ya artık ihtiyarlamıştır ya bir hastalık olmuştur ya da vermemiz gereken suyu vermemişizdir. Ama kesmek, tehdit etmek bizim en fazla başvurduğumuz yöntem.

Hayatımızın her alanına sirayet etmiştir bu hastalık. Beğenmediğimizi eleştiririz, yıkarız dökeriz. İyi ama sonrası dediğimizde cevabımız yoktur. Eleştirdiğimizde önerimiz de yoktur. Önce yıkalım da sonra bakarız anlayışı sarmaşık gibi sarmıştır zihnimizi.

Eleştirel bakmak iliklerimize kadar işlemiştir. Bilgi sahibi olmamız da gerekmiyor eleştirmek için. Mahalle kültüründen bir türlü sıyrılamadık. Ne için eleştirdiğimizi de bilmeyiz. Eleştireceğimiz kişiyi zihnimizde bir yere yerleştiririz. Ondan sonra vur abalıya.

Eleştirel bakış açımızı da çoğu zaman ideolojik düşüncelerimiz belirler. Sizin gibi düşünmüyorsa ağaç misalinde olduğu gibi seni döverim deriz.

Oysa hiç ağaçları sulamak aklımıza gelmediği gibi bizim gibi farklı düşünenleri dinleme zahmetinde dahi bulunmayız. Her söylenilene karşı gelmek şiarımız olmuştur. Dinlediklerimizi adet yerini bulsun cinsinden dinleriz çoğu zaman. Ne söylediğini kafa dahi yormayız. Çünkü söyleyen kişiyi zihnimizin en karanlık köşesine atmışızdır. Karanlık dehlizlerden çıkarmayız.

O zaman söyledikleri de karanlık dehlizlerine mahkumdur anlayışı içerisinde davranmaya devam ederiz.

Oysa biz bir müşriğe kabenin anahtarını teslim eden bir peygamberin ümmetiyiz.

Oysa biz; Savaşta peygamberimizi savaş yerinde bırakıp kaçan sahabelerine sitem yollu hiçbir söz söylemeyen bir peygambere inanıyorduk.

Oysa biz bu olay sonunda inen ve “Allah’ın rahmeti sayesinde onlara karşı yumuşak oldun. Şayet kaba, katı kalpli biri olsaydın etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlar için bağışlanma dile, işlerinde onlarla istişare et. (Bir konuda) karar verdiğin zaman Allah’a tevekkül et. (Ve onu uygula. Çünkü) Allah, tevekkül edenleri sever. (3/Âl-i İmran 159) “ diyen ayetlere iman etmiştik.

Ağaçları elimize aldığımız baltayla korkutmanın şimdiye kadar bir faydası oldu mu bilmiyorum ama o ağaca su vermeyi hiç denemedik. O ağacın yanına bir ağaç dikmeyi akledemedik.

İnsanları kırmaktan, korkutmaktan bir türlü vazgeçemedik. Sözlerimizi bir ok gibi fırlattık karşımızdakine. Oysa kabalık, katı kalpli olmak bizlerden münezzehti. Oysa biz arkadaş olduk bu sıfatlarla.

Bırakın elinizdeki baltaları, susayan ağaçlara su verelim. Bırakın karşınızdaki ağaçları kesmeyi yeni ağaçlar dikmeye gayret edelim.

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Cemali Yeşilot dedi ki:

    Başkanım hayatımızın her alanına bu yazıyı koymak mümkün çocuk yetiştirme de bile çocuk bir hata yaptığında cezalandırz güzel bir iş yaptığında mükafatlandırmayız. Dolayısıyla çocuğa iyi ile kötüyü ayırma fırsatı bile vermeyiz. Ben görev yaptığım yıllarda camiye gelmeyen içki içen günahla haşır neşir insanlarla çok beraber oldum cemaat bunu sürekli Yadırgadı . bizim hedef kitlemizin onlar olduğunu anlatamadım.aslında sürekli sulanması gereken onlardı.

  2. ALİ ATMACA dedi ki:

    Sungurlu’da, Mahir Aksu amca vatdı. Bir teravi namazı sonrası, Kırankışlalı Mehmet Tanışıklı’nın dükkanında konuşuyoruz;; dedim ki,zzenginler meyve vermeyen ağaca benzer, hiç faydası yoktur. O da hemen, hocam meyvesi olmasada güneşte gölgesinde oturulur dedi. Kıyametin kopacağını bilsrniz bile, elinizdeki ağacı dikin diyen bir peygsmberin ümmeriyiz. Yediği üzümün dalına parasını asan bir neslin torunuyuz. Kavak ve söğüt Anadolunun emeksiz ve ırmak kenarlarında kendiliğinden yetişen ağaçlardır. Çınar Osmanlının çam ağacı da Avrupa ulıslarının ağacı olarak sembolleşmiştir.
    Biz Cenneti içinde ki ağaçlar nedeniyle sevetiz. Tuba ağacının dibinde buluşmak dileğiyleİnşallah diyelim. Selam ve dua iile kalınız.

  3. Muammer dedi ki:

    Yüreğine sağlık Hocam

  4. Ali AÇAR dedi ki:

    Selamün aleyküm
    Eleştiri olumlu ve yapıcı ise medeniyete katkıdır. İnsanlığın asırlar boyunca gelişimi olumlu eleştiri ve sorgulamaya dayalıdır.
    Medeniyetler kuran topluluklar olumlu eleştirilere kulak veren yaşanmışlıklardan ders alan topluluklardır.
    Şunu unutmamak lazım ki olumlu ekedtiri yapabilmek bilgi birikim ve belli bir değer ve kültür birikimi gerektirir. İkiyüzlü münafıklığı kendine karakter olarak seçen insanlar olumlu eleştiriden nefret ederler. Yakmak yıkmak bu karekterin en belirgin özelliğidir.
    Meyve veren ağacı taşlıyan zihniyet dinsiz imansız vicdan yoksunu mahluklardır.
    Ormandaki börtü böcek ve kuş kurt gibi varlıkları düşünmek bir iman işidir. Ahlak sadece insanlara karşı duyulacak bir duygu değildir. Ahlak tabiat ve tabiattaki bütün varlıkları yaratanın sanatı ve mucizesi olarak bakmak ve sahip çıkmak demektir.
    Allah meyveye olumlu yaklaşan ve onun arkasındaki gücün Allah olduğu bilincine sahip kullarından eylesin. Buradaki meyve semboldür gerçekte meyvenin temsil ettiği mana tabiattaki herşeydir.Candiz gibi görünen taş bile elektronu protonu ile Allah’ın yaratılışta verdiği görevi yerine getirmektedir.
    Sağlıcakla kalın.

  5. Ali KİRTİ dedi ki:

    Gönlūnūze sağlık.Gūnūmūzde yeşertmek yerine kesmek moda oldu.Sìzinde dediginiz gibi özellikle farklı dūşūnce sahibi iseniz kes gitsin.