Site Rengi

DOLAR
9,5844
EURO
11,1392
ALTIN
556,57
BIST
1.493
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Parçalı Bulutlu
14°C
Ankara
14°C
Parçalı Bulutlu
Salı Az Bulutlu
15°C
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
19°C
Cuma Parçalı Bulutlu
19°C

Hani kolaylaştırıp, zorlaştırmayacaktık?

Bu haftaki yazımda anlatacağım konu günlük hayatta çok sık rastladığımız olaylardan. Belki de maalesef normal gördüğümüz ve daha da kötüsü normalleştirdiğimiz olaylardan.

Bir arkadaşım telefonla beni aradı.

-Hocam, benim bir akrabam var. Yurt dışına gidecek ve orada çalışacak. Bunun için de hazırlıklarını tamamladı. Ancak not dökümü (transkript) ile ilgili bir evrakın aslı ile karşılaştırılarak onaylanması gerekiyor. Bunun için de (A) ilindeki bir kurumun il müdürlüğüne gitmiş. Şu anda çok yoğunuz, bu evrakın onaylanması için arşive bakmamız lazım gibi bahanelerle yardımcı olamayacaklarını söylemişler. Üstelik bu evrak o ilden onaylandıktan sonra Ankara’da bu kurumun bakanlığına da onaylattırılması gerekiyor. 2 gün içerisinde halledemezse hakkı yanacak. Bu konuda ne yapabiliriz? dedi.

Sana dönüş yapacağım diyerek telefonu kapattım. Olayın resmi boyutunu inceledim. Resmi hiçbir problem yoktu. Bu torpil de değildi. Bir başkasına hakkına gasp edilme durumu da söz konusu değildi. Yetkililerin aslı ile karşılaştırıp onaylaması gereken bir evraktı. Yani normal rutin olması gereken bir işlemdi.

O ilin aynı kurumundan yetkili bir arkadaşı aradım ve durumu izah ettikten sonra,

-Hocam buraya gelsin, durumu inceleyelim ve resmi anlamda bir problem yoksa elbette yardımcı oluruz, dedi.

Yaklaşık 1 saat sonra ilgili kişi beni arayarak “ Hocam çok teşekkür ederim, arkadaşlar yardımcı oldular” dedi.

Ertesi gün aynı arkadaş tekrar aradı.

-Hocam, akrabam Ankara’da ilgili bakanlığa evrağı onaylatmak üzere gittiğinde kendisine “Biz bu tür evrakları saat 11’den sonra kabul etmiyoruz. Yarın daha erken saatte getir diyerek geri göndermişler, dedi.

O Bakanlıkta tanıdığım başka bir arkadaşı arayarak durumu izah ettim, öyle şey mi olur hemen benim yanıma gelsin, dedi.

Bir süre sonra arkadaşım teşekkür için tekrar aradı. İşleri hallolmuştu. Normal bir prosedür kapsamında olması gereken bir iş için birilerinin söylemesine gerek var mıydı? İnsanlara bu kadar eziyet etmenin anlamı ne idi? Böyle yaparak kendilerini tatmin ettiklerini mi zannediyorlardı? Yoksa eskiden bir anlayış olan işlerini güçleştirirsem kıymetim artar anlayışı mı hâkimdi?

Eminim bu anlattığım olaylar birçok okurumun da yaşadığı olaylardır. Öğleden sonra evrak almıyoruz anlayışı “Bugün git yarın gel” sözünün güncellenmiş halinden başka bir şey değildir.

Burada asıl vurgu yapmak istediğim konu insanımızın kendi kendisine yaptığı bürokratik basamaklarla engel çıkarmasıdır. Adı üzerinde devlet memuru olan bu arkadaşlar devleti de temsil ettiklerini unutmamalıdırlar. Bu gibi kişilerin davranışları yüzünden devlet böyle yaparsa iktidar böyle yaparsa anlayışına olumsuz katkı sunduklarını unutmamalıdırlar.

Bir memurun orada olmasının amacı vatandaşa hizmet etmektir. Makamda ya da işgal ettiğiniz yerdeki bulunma amacınızı unuttuğunuzda kendi içerinizde bir bürokrasi oluşturmaya başlarsınız. Makamlar hava atma yeri değil hizmet etme yerleridir. Yoksa asıl gayenizi de unutursunuz zamanla. En son bir ilçemizde mülki amirin öğretmenimize yaptığı hareket de bu minvalde değerlendirilmelidir.

Kişilerin hangi makamda ve hangi amaçla bulunduğunu unutmaması esastır. Bir öğretmenin ve okul müdürünün orada olmasının asıl amacı öğrencilerdir. Öğrencilere kaliteli bir hizmet sunmak adına o makamlarda olduğunu bilmesi gerekir.

Hatta il müdürlüğü yaptığım dönemlerde yaptığım toplantılarda;

-Öğretmenlerin, okul müdürlerinin, ilçe müdürlerinin, il müdürlerinin hatta Milli Eğitim Bakanı’nın bu makamlarda bulunma sebebi öğrencilerdir, derdim. Buradaki amacım herkesin görevini en iyi şekilde yapmakla yükümlü olduğuna vurgu yapmaktır. Öyleyse asıl amacımızı unutmadan görev ve yetkilerimizi bilerek hareket etmek bir sorumluluktur.

Sadece memurların değil her kesimin neden orada olduğunu ve yaptığı işi en güzel şekilde yapması gerektiğini unutmaması gerekir.

Bürokrasi yönetsel bir mekanizma olmakla birlikte hiyerarşik emir komuta zincirinin yer aldığı yapılardır. Bu zincirin her halkasında kullanılan otorite, görevin yasal sorumluluk alanıyla ve amirlerin takdir yetkileriyle sınırlıdır.[1] Şeklinde tanımlansa da çoğu zaman takdir yetkisi yoruma dayalı olarak değişmektedir.

Bürokrasi çoğu zaman adı ve unvanı ile önem taşıyan kişilerden oluşmakla birlikte daha kırsal kesimde normal bir memur da bürokrasinin bir parçası olabilmektedir.

Bu bakımdan bürokrasinin güler yüzlü ve çözüm odaklı çalışan kişilerden oluşması devlete ve özelde de siyasete katkı sağlayacaktır.

Yine unutmamalıdır ki devlet dairelerinde çalışan her bir birey aynı zamanda devletin orada görünen yüzüdür. Devletin temsilcisidir. Dolayısıyla devlet dediğimiz sistem oradaki memurdur. Bu bakımdan bürokrasi bir anlamda devletin ve hükümetin görünen yüzüdür.

Zaten Peygamber efendimiz de: “Kolaylaştırın zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!” demiyor mu?

Sevgide kalın, sevgiyle kalın…

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%BCrokrasi

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Şaban Atlı dedi ki:

    Güzel yüreğinize ve hiç değişmeyen mütevazi kişiliğinize aynen uyan güzel bir yazı. Her satırına katılıyorum, malesef bir yere gelmek için her türlü cendereyi liyakat ile değil referans ile aşan yurdum insanı, makama oturunca bambaşka bir ruh haline bürünüyor, zorlaştırmaktan zevk alıyor.
    Yinede biz “yessiru bela tuassiru” ya devam sayın Başkanım..

  2. Özcan GÜNER dedi ki:

    Allah razı olsun ,maalesef makamları işgal eden bu tür memurlar her yerde var.

  3. ADİL GEZER dedi ki:

    Hocam çok güzel bir yaraya dokunmuşsunuz.Daha geçen hafta Yurt dışında çalıştığım okulda bir öğretmen arkadaşım gelerek Hocam,Ankara ‘da çalıştığım okul Eğitim ve Öğretim tazminatımı yapmamış ve Yurt dışında bulunan öğretmenlere bu tazminatın ödenmeyeceğini söylediler, dedi.İlgili okul Müdürü arkadaşı aradım ve durumu izah ettim.Kendisi Hocam, İlçe Şube Müdürü bu tazminatın yurt dışında çalışan öğretmenlere verilemeyeceğini söylediği için ödeme yapmadık dedi.Ben de Bakanlığın resmi yazısında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 32. Maddesine göre hazırlık ödeneği, eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına dahil öğretmen unvanlı kadrolarda görevli olup fiilen öğretmenlik yapanlara (ilköğretim ve okul müdürleri ile yardımcıları, cezaevi okullarında çalışan öğretmenler, yönetici, eğitim uzmanı ve eğitim uzman yardımcıları dahil) ödenir dedim.Müdür arkadaş, Hocam Şube Müdürünün talimatı bu dedi.Türkiye’de bulunan bütün iller ödeme yapmış ,bir siz kaldınız dedim ve daha önce yöneticilik yaptığım ilçede bulunan Muhasebede görevli arkadaşı aradım.O da Hocam ilgili ilçe ödeme yapmamakla hata yapmış.Bizi ararlarsa bilgilendiririz. dedi.Ve daha sonra öğretmen arkadaşım Bakanlıktan bir yetkiliye ulaştı.İlgili yetkili İlçenin bu tutumunun yanlış olduğunu ve kendisine ödeme yapılması için ilgili ilçede bulunan yetkiliği arayacağını söylemiş.Bütün Türkiye’de bulunan il ve ilçeler ödeme yapıyor,fakat bir ilçe de şube müdürü kanunları herkesten daha iyi bildiğini zannederek ödeme yapmıyor.Garabete bakar mısınız.Lutfedip başka bir yerden bilgi alma ihtiyacı bile hissetmiyor.Hali pür melalimiz.

  4. Süleyman KELEŞOĞLU dedi ki:

    Kıymetli başkanım bürokrasiyi teşkil eden insanların nasıl olmalarını ve olmamaları gerektiğini yaşanan örneklerle ve çeşitli makamlarda yaşadığınız tecrübeyle çok güzel kaleme almışsınız takdir ederek okudum tebrik ediyor başarılı yazılarının devamını diliyorum. Sağlıkla kalın inşaallah

  5. Murat mustafa Çekiç dedi ki:

    Çok güzel bir konu olmuş.

  6. ALİ ATMACA dedi ki:

    İş başında bulunan bürokratların ekseri çoğunluğu bulunduğu makamda ne yapması gereğini bilmemektrdir. Gönülsüz it sürüye kurt katar.
    Adama iş değil, işe adam görevlendirmek esas olmalı ve bu hususta sevgili peygamberimizin tebliğini unutmamak ve uygulamak gerekir.
    Sevgiyle kalınız. Selamlar.

  7. Mehmet AYDIN dedi ki:

    Hangimiz bir işimizi herhangi bir engele takılmadan rutin yollarla halledebilmek için birilerine ihtiyaç duymadık ki, hangimiz böyle hadiselerle karşılaşmadık ki? Yazık gerçekten yazık. Ben yaptığım iş ne olursa olsun eğer bir tebessüme vesile olabiliyorsam kazançlı sayarım kendimi, rizki veren Allah’in rızasını kazanabilmek için önce onun kullarının duasını ve rızasını kazanabiliyor muyuz? Ona bakarım her daim. Rabbim istikametten ayırmasın.

  8. Haydar Özcagsak dedi ki:

    Türkiye nin kanayan yaralarından biri. İnsanımızda hakları ve hukuklari hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Insanın yardim edip mutluluk ve huzur duymasi kadar güzel bir şey yok. Kindar ve fesat olunca heryer yokuş…

  9. Mustafa dedi ki:

    Bir kurumun bir Bölümüne ait yöneticisi at kademede çalışanlara hükmetmezse ya da şöyle diyelim devlete yakışır bir sistem yoksa hatta alt kademedeki memur kafasına göre iş yapıyorsa 11’den sonra olmaz 12’den önce gelme gibi lafları çok duyarız burada yönetim zafiyeti ile ilgili bir sıkıntı var Emeğinize sağlık Yüreğinize sağlık bu tür konular Elbette az da olsa belki oluyor Tabii ki olmamalı

  10. Aytekin Girgin dedi ki:

    Bir tanıdık anahtarı(!), kapalı olması gereken kapıları açmadığı zaman , açık kapıların kapanmadığı zamanlara ulaşmak, hukukun üstünlüğü bir kavram olarak değil ilke olarak yaşandığı günlere ulaşmak dileğiyle. Kanayan bir yaraya dikkat çektiniz. Selamlar.

  11. Emin KARAOSMAN dedi ki:

    Yazı güzel. Çok anlamlı. Teşekkürler başkan. Bizim kanaatimce sıkıntı masanın karşısında başka masanın arkasında başka düşünen anlayışta. Bürokrasi birilerini iç ediyor. Okudukları Kitabı örnek aldıkları Hz. Muhammed(S.A.V.)i unutuyorlar. Eğitimin en önemli iki kişisi öğrenci-öğretmendir gerisi teferruat. Eğitimi zaafa uğratan öğrenciyi ve öğretmeni öncelemek yerine mevzuatı önceleyen zihniyet.

  12. Ali AÇAR dedi ki:

    Sayın başkanım
    Makale harikaydı ve etkileyiciydi bir o kadar da isabetliydi.
    Meslek körlüğü denen şey de bu olabilir.Ama bildiğim bir şey var. Türkiye’de rüşvet ve irtikap (rüşvet iki taraflı irtikap tek taraflı menfaat sağlama) maalesef devam ediyor. İyi insanlar yetiştirmek sanattır. Bu sanatı icra etmediğimiz sürece maalesef çok defalar tanıdıklarımızı aramak zorunda kalacağız.
    Altına bir koltuk ve iskemle attığımız insanları her an almaya yasal olarak hazır bir altyapı olmadığı sürece bu insanların inisiyatifi altında yaşamak zorundayız.
    Bugün git yarın gel felsefesi yaşamaya devam ediyor.
    Devrim nedir bilir misiniz ? Devrim hak ve adaletin önündeki taşları toptan çöpe atmaktır. Gerisi pansuman tedbirlerden öte bir anlam tasimiyacaktir.
    Selametle kalın.

  13. Şakir UÇAR dedi ki:

    Bu davranışların lokal olmasını ümit ediyorum ve öyle olduğuna inanıyorum. Tam eski Türkiye davranışları. Eski Türkiye yöneticilerinin bugünkü halini görüp aynı duruma düşmemek için sorumluluk bilinciyle hareket edilmelidir