Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Avni OZAN

Avni OZAN

Nasıl Gideriz Bu Dünyadan

“Gitmeyiz!” diyen yoktur. Gelen gider, doğan ölür.

Vazgeçilmez insanlarla dolu olan mezarlıklarda bir yeri de bizim işgal edeceğimizi o anlık düşünüp biraz çeki düzen versek de hayatımıza, bu durum uzun sürmüyor çoğunlukla. İbret alma, idrak etme, ders çıkarma için biraz zorlamak lazım donatılarımızı. Oysa bunu yapacak altyapıya sahip değil çoğumuz. Hazır tüketici olunca, önümüze açılan pencerelere tıklamakla meşgul oluyoruz. Sanki her şey düşünmemizi engellemek üzerine kurulu. Kahvede masalar, aranan dördüncü kişi, seyirciler, tv karşısında, zaman öldüren (ne demekse), başka hayatların aşk meşk hikâyelerine dalıp yanı başındaki helalini görmeyecek kadar körelen zihinler, terbiye ve edepten yoksun yetişen yeni nesil… üzgünüm dostlarım bu gidiş hayra değil.

Anne babalarımız bizi öğretmene teslim ederken “Hocam eti senin, kemiği benim.” derlerdi. Öğretmen haklı ya da haksız (sıra dayağı gibi) dövmüş olsa evde duyulmasın diye uğraşılırdı ki duyarsa bir de sorgulamadan anne babadan dayak yenirdi. Bunun doğruluğunu savunmuyorum. Olan şeydi bu, bir durum tespiti. Şimdi yeni doğan çocuk anne karnından bir tablet ile çıkıyor sanki. Avunması için elinde, yemek yerken onun videolarını izliyor, ayakaltında dolaşmasın diye eline verip bir kenarda oturtuluyor. Sonra yaşı ilerliyor ve okula gönderiyoruz. “benim çocuğum, benim çocuğum…” diye diye bahsediyoruz. Eşyaya zarar veriyor, arkadaşlarına zulmediyor, ortamı bozuyor. Olumsuzluklarını duymak, görmek istemiyoruz. Dile getirenleri düşman belliyor, kötü addediyoruz. Hastalığına inanmayanın tedaviyi reddetmesi gibi, problemi yok ki çözüm arayalım. Öğretmen kötü, okul kötü, arkadaşları uyumsuz. Bizim çocuk sütten çıkan ak kaşık. Çocuğu suçlayacak bir durum yok aslında. Sevgiyle başı okşanıp gözünün içine bakarak konuşulmuş, doğru-yanlış, helal-haram, güzel-çirkin, … kavramları örnek olunarak anlatılmamış ki. Ne bekliyoruz bu çocuklardan? Güzel test çözsün, iyi üniversite okusun, yüksek makamda yer alsın, yeterli mi bizim için?

İki elimiz arasına aldığımız başımızı, taşlara vurmadan bir daha düşünmeli durumumuzu. Karnını doyurmak, sırtına güzel giysiler almak için sarf ettiğimiz çabadan daha fazlasını beynini ve kalbini doyurmak için harcamamız gerektiğini kim söyleyecek ki kabul edilsin? Bizim ebeveyn olarak daha fazla önem verdiğimiz şeylere, evlatlarımız nasıl tepki veriyor, dikkat eden var mı acaba? Daha fazla mal, imkân, para bırakmak için çaba sarf ettiğimiz evlatlarımız arkamızdan daha fazla mı hayırla yad edip dua edecek?

Üç ayrı ayette “Her nefis ölümü tadacak.” diyor âlemlerin Rabbi. İyi de bu kadar emek verdiğimiz saltanatımızı nasıl terk ederiz? İmkânlarımız, emek emek biriktirdiğimiz servetimiz, nice zorluğa göğüs gererek yetiştirdiğimiz evlatlarımız, sosyal hayatımız, statümüz, makamımız… nasıl bırakırız onları?

Tek tuşla dünyayı izlediğimiz kumandamız, cebimizde gezdirdiğimiz sosyal medya, banka, internet ağı, belgeleri ve her türlü iletişimi kapsayan telefonumuz nasıl bırakılabilir?

Gitmek gibi bir niyeti olan bu kadar şey biriktirir mi, ya da bunlara bağlanabilir mi? Onu da bilmiyorum. Gidenlerin de bu kadar bağları var mıydı, varsa nasıl koparıldılar?

Rahmetli Erdem Bayazıt, Ölüm Risalesi şiirinde, ölümün önsözünü, kesitlerini, portresini ve sesini yazdıktan sonra “Kendi ölümüm üzerine bir deneme” de yazmıştır. Bu bölümde en dikkatimi çeken kısmı paylaşıyorum:

Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar

– Yaşayıp gidiyorduk yahu.

Ne vardı acele edecek!

Diyecekler.

Er geç herkes giden herkesin yokluğuna alışıyor. Yakınlık ne olursa olsun kalan, yaşama mücadelesine devam etme zaruretinde görüyor ve devam ediyor. Mesele, iyi işler yapıp hayırlı evlat yetiştirerek, temiz bir isim bırakıp gitmeyi öncelemek olmalı.

Çift kapılı bir hanın bir kapısından girilmiş bir kere. Dünya kimseye kalıcı bir mesken olmamıştır, olmayacaktır da. Kalıcı olan Ahiret yurdunu gözetenlere selam olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Hüsamettin Dere dedi ki:

    İyilikle hatırlanan ve hayır dua ile anılanlara selam olsun…

  2. Aytekin Girgin dedi ki:

    Ölüm ibret almak için yeter deriz de neden kendi payımıza düşen hisseyi almaktan kaçarız?