Site Rengi

DOLAR
12,4902
EURO
14,1332
ALTIN
720,04
BIST
1.776
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Sağanak Yağışlı
16°C
Ankara
16°C
Sağanak Yağışlı
Pazartesi Rüzgarlı
21°C
Salı Gök Gürültülü
13°C
Çarşamba Hafif Kar Yağışlı
5°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
7°C

Ördek sendromu

Ördek Sendromu kavramını duydunuz mu bilemiyorum. Suda yüzen ördekler izlenerek ortaya çıkmıştır. Ördeklere dışarıdan bakıldığında çok sakin bir şekilde suda yüzdükleri görünür. Ancak suyun altından baktığınız zaman ördeklerin bacakları hızla çalışmaktadır. Sakinlik sadece yüzeydeki görüntüdedir.  Suyun altında ise çok fazla çaba vardır. Kısaca kişilerin istedikleri duyguları, başarıları zahmetsizce elde etmiş gibi göstermelerine “Ördek Sendromu” denilmektedir.

İnsanın beğenilme duygusu bu sendromun oluşmasındaki temel sebep olsa gerek. İnsan nefis taşır ve beğenilmek ister, güzel sözler duymak ister. “Aslanım benim” sözünden hoşlanır ama “eşek” denildiğinde karşı çıkar. Oysa benzetildiği her ikisi de hayvandır. Sembol ettiği yönden birine karşı çıkarken diğerini kabul eder.

Sosyal medyada özellikle sanatçıların, sporcuların, zengin iş insanlarının hayatlarına bir bakın. Her gün ayrı bir kıyafet, her gün ayrı bir yere gezi, her gün ayrı bir yerde yemek yemeler, lüks arabalarda gezmeler… İzleyenler açısından gıpta edilecek fotoğraflar. Bu fotoğraflar her şey güllük gülistanlık olduğunun, her şeyin yolunda gittiğinin tanıkları gibidir. Yalancı tanıkları. Tıpkı ördeğin suda görünen kısmı gibi.

Deniz kenarlarından yaptığımız selfilerin, yaylara çıkıp doğal güzellikler arasında mutluluk fotoğrafları paylaşmak herkese güzel görünür. Ama oraya nasıl gittiğiniz, hangi harcamalarla ve zorluklarla gittiğinizi kimse bilmez. Hoş bu kısmı da zaten paylaşılmaz.

Paylaşımlarımızla hepimiz, mükemmel olmayı istediğimiz veya başkalarının mükemmel olduğunu zannetmesini istediğimiz mükemmel kareler içerisinde kaybolup gidiyoruz.

Televizyonlarda bol bol banka reklamları ve bu reklamlarda nasıl ve nereye para harcayacağımız allanıp süslenerek beyinlerimize adeta nakşedilir. Gayet de güzel gelir para harcayarak gezmek, yeni kıyafetler almak. Ama bu bankalardan aldığımız kredileri ya da kredi kart harcamalarını nasıl ödeyeceğimizi kimse reklamlarda bahsetmez. Oysa işin en alıcı ve aslında en can yakıcı kısmı burasıdır. Tıpkı ördeğin su altında ayaklarıyla ne gayretler gösterdiğini göremediğimiz gibi.

Sosyal medyadaki paylaşımlarda “beğeni” fazla olduğu zaman kendinizi iyi hissetseniz bile kendinizden ve başkalarından kaygı ve depresyon belirtilerinizi gizleyebilirsiniz. Bu durum kişilerin özsaygılarının azalmasına ve depresyona sürüklenmelerine sebebiyet vermektedir. Bunun sonucunda da idealize ettiğimiz yaşamla gerçek yaşam arasındaki pergelin açılmasından dolayı birçok psikolojik sorunla karşılaşılmaktadır.

Sosyal medya kullanan kişilerin görsellerle sadece güzel, başarılı ve mutlu “anları”nı paylaşmaları ya da yaşıyorlarmış gibi göstermeleri kişilerin karşılıklı maskeler takmalarına sebebiyet vermektedir.

Sosyal medyada kendilerine bir yer edinmeye çalışanların sergiledikleri o mutluluk görüntülerinin ardında da büyük boşlukların, bastırılmış duyguların, sevgisizliğin ve kısılmış çığlıkların izleri vardır. Boy boy fotoğraflar yayınlayan, mutlu olmaktan, hayattan keyif almaktan bahseden o insanlar, arka tarafta yaralarını sarmaya çalışmakta ve hiç tanımadıkları kişilerden gelebilecek geribildirimlerle avunmanın hayalini kurmaktadırlar. Karşılaştığımız o gülücüklerin ardında derin hüzünler ve yoksunluklar vardır ki, kişi başına geçirdiği maskelerle bunu gizlemeye çalışmaktadır.

“İnsanlar gerçekten göründüğü kadar mutlu, zengin, başarılı, rahat ya da mükemmel mi?” Cevabı hepimiz biliyoruz: “DE-ĞİL-LER”. İnsanlar, günümüzde “mükemmel olmaya zorlayan, mükemmel olmayanı dışlayan” dünyasına uyum sağlamak için şekilden şekle girmeye mecbur kalıyor. Bu durum yokuş aşağı yuvarlanan küçük bir kartopu gibi çoğumuzu içine katarak büyümeye devam ediyor.

Sosyal medyaya göz attığınızda gülümseyen ve her şey yolundaymış gibi poz veren resimlerle, mutluluk mesajları ile umut veren sözlerle karşılaşırız. Sanal âlem okyanusunda ağır ağır yüzmeye çalışan insanlar görünürde neşelidirler. Ancak endişelerin, korkuların, pişmanlıkların, kırgınlıkların, beğenilmeme duygusunun, sevgisizliğin izlerini görür ve suyun yüzeyi ile altının farklı olduğuna fark edersiniz. Arka tarafta hiçbir şey göründüğü gibi değildir, burada hayal ettiğimiz değil gerçeğin kendisi vardır.

Tıpkı hiçbir tarif ya da ölçü kullanmadan tüm yemeklerini lezzetli yapan eşinizin evlenmeden yemek pişirmeyi öğrenene kadar pek çok kez yemeğini yaktığını bilmediğimiz gibi,

Tıpkı en başarılı cerrah seçilen doktorun, o unvana gelene kadar oyunlarından, arkadaşlarından vazgeçmek zorunda kaldığını bilmediğimiz gibi.

Teknolojinin hayatımıza girmediği dönemlerde insanlar güne selamla başlar ve sırtlarındaki yükü aile fertleri ile paylaşıp yola devam ederlerdi. “Kolay gelsin komşum”, “hayırlı işler arkadaşım” sözlerini artık duymaz olduk. Kalabalıklar içerisinde yalnız kaldığımızı bile fark edemez hale gelirken, sosyal medya mesajları ile güne başlıyor, kaç beğeni aldığımızı, hangi fotoğrafın ne kadar ilgi gördüğünü, kaç takipçimizin olduğunu hesap eder hale geldik. Bu durum hiç bir zaman bizleri tatmin etmedi.

Adına hayat denilen bu yolculukta huzur ve mutluluğa ihtiyaç duyarız. Ancak bu değerlerin kaynağını yanlış yerde aradığımızda, iç dünyamızda yangınlar yaşarız. Ördeğin imrenecek şekilde yüzmesinin suyun altındaki gayretine bağlı olduğunu unuttuğumuzda bir süre sonra hüsranla karşılaşır ve o suda boğulmaya mahkûm oluruz.

“Her evde bir tencere kaynar da et mi dert mi pişer bilinmez.
Dişini kürdanla kurcalayanı gördüğümüzde ”et yediği” aklımıza gelir” sözü de bu halkın arasında söylenen güzel bir sözdür

Hiç kimsenin hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü kadar hayranlıkla izlenecek kadar cazip değildir. Ve hiçbir şey sizin gördüğünüz gibi de değildir.

Sevgide kalın, sevgiyle kalın…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. İlknur dedi ki:

    Ağzına,kalemine sağlık.Her zaman ki gibi manidardı.Bilene…

  2. Ali dedi ki:

    Ördek Sendromunu yenmenin üç yolu vardır;
    1- Empati yapmak,
    2-Allah sevgisini baş tacı yapmak,
    3-Nefis mücadelesi.
    Baktık olmuyor, yeşil ördek gibi sulara dalmak.😃
    Çocuklarımızı, aslanım, koçum, tosunum diye severken onları “ördek sendromuna” düçar etmişiz.
    Hergün aynaya bakıp, kelimeyi şehadeti söyleyen ve Allah”a sonsuz hamd ve şükr edenlerde bu kaygılar olmaz. Kendiyle barışık olan ve yaradılış gayesini bilen insan takva yolunda çaba sarfederek Hz. Muhammed’in (sav) ahlakıyla ahlaklanma gayreti içerisinde olursa, güzel insan sendromu içerisinde olur.
    Bizi kategorize edenlerde acaba ne sendromu vardır merak ediyorum. Allah senden razı olsun. Teşekkür eder sendromsuz günler dilerim vesselam
    Selammlar.

  3. Özcan GÜNER dedi ki:

    Yüreğine,Kalemine bereket değerli başkanım

  4. Ercan KUŞCU dedi ki:

    Teşekkürler. Selamlar, sevgiler, saygılar sunuyorum.

  5. Şakir UÇAR dedi ki:

    Çok güzel bir konu ve güzel tespitler başkanım. Teşekkür ederiz. Bugün toplumun yaşadığı bir çok problemin arkasında bu sorun var. Ulaşılması imkansız hedefler uğruna girilen maceralar ve sonunda yıkılan hayaller, yuvalar….

  6. Aydın TAVŞANCIOĞLU dedi ki:

    Günümüz insanına objektif bir bakış… Kaleminize sağlık.

  7. Ali AÇAR dedi ki:

    Mutfak ve sahne
    Her sahnenin bir mutfağa ihtiyacı vardır. İnsanlar sahnede oyunu oynarken seyrederken mutfağın telaşı ve çalışma yoğunluğu hiç kimsenin aklına bile gelmez.
    Görünenin arkasında görünmez nice kahramanlıklar ve ekip çalışması vardır.
    Teşkilatlı az insan teşkilatsız nice çok insanları yönetmeye muktedir olmaktadır. Türkler tarih boyunca teşkilatlı yaşayan ender topluluklardandir.
    Ördeği suyun üstünde tutan suyun altındaki ayakların mücadelesidir.
    Sevgiyle başkanım Allah’a emanet olun

  8. Halil Köse dedi ki:

    Damdan düşenin halini damdan düşen bilir atasözü misali sizin bu yazıyı yazana kadar ne mücadele ve zahmet çektiğinizi ancak yazı yazan bilir. Yazmayan bir kişi kolayca eleştirir. Gerçi o da okumak için zahmet etmiştir.
    Kalemine sağlık güzel bir yazı olmuş başkanım.

  9. Hürrem DURSUN dedi ki:

    Gerçekle görünen
    Elinize yüreğinize saglik

  10. METİN ILGAZ dedi ki:

    İnsan olarak aldığımız maddi ve manevî eğitim olarak ne alabildikse hayatımızıda ona göre yönlendirilip yaşamaya çalışırız alınan eğitim hangi yönde fazla ise o yönde hayatımıza fazla önem vererek hayatımıza devam ederiz..Ördek,misali genelde çamurlu sularda bulunmayı severler hayatımızda böyle temiz suyumu yoksa çamurlu, pis sulardamı çırpınmayı tercih ediyoruz oda alabildiğimiz eğitim ve ahlakla alakalıdır..Ahde vefayı Mevlâm bizlere unutturmasın…Eline ve düşüncelerine sağlık Fatih Başkanım…

  11. Battal Akman dedi ki:

    Ben hep yaşıyorum. Kalemine sağlık başkanim

  12. Süleyman KELEŞOĞLU dedi ki:

    Yüreğine kalemine sağlık başkanım yine yaşamımızın gerçek yüzü ve madalyonun öteki yüzünü çok akıcı bir şekilde kağıda dökmüşsün tebrikler teşekkürler sağolasın varolasın inşaallah başarılı yazılarının devamını diliyorum. Sağlık ve afiyet içinde ömürler diliyorum

  13. Feyyaz Sevinçli dedi ki:

    Hayatın içinde var olan, insanın belki de yaşaması gereken evrelerden ve insanlarıın çoğunluğunun yaşadığı gerçeklerin akıcı bir dille irdelenmesi olmuş.

    Kaleminizin gücünün artması dileğiyle.
    Peki kıymetli kardeşim,.
    Anne babanın veya başka insanların sırf çocuklarım, eşim dostum üzülmesin diye hastalıklarını gizlenmesi,
    Hastalığıyla kendi dünyası içinde mücadele etmesi de bu guruba girer mi dersiniz? Selamlar saygılar.