Dolar 16,3572
Euro 17,6620
Altın 974,08
BİST 2.450,84
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 27°C
Açık
Ankara
27°C
Açık
Cts 30°C
Paz 31°C
Pts 27°C
Sal 25°C

Kendi kuyusunu kendi kazmak

A+
A-
11.12.2021
1.481
ABONE OL
Kendi kuyusunu kendi kazmak

“Kendi kuyusunu kendi kazmak” deyimi toplumumuzda oldukça sık kullanılır. Kendine zarar verecek davranışta bulunmak anlamına gelen bu deyimi bir yorum katarak açıklayanlar da vardır.

Başkasına zarar vermek isterken ifadesi ekleyenlerin tanımına daha çok katılıyorum. Çünkü kendi kuyusunu kazmak deyimini içerisinde niyetin kötü olduğu başkasına zarar vermenin öncelikli niyet olduğu aşikârdır. Niyet kötü olunca da akıbetin de kötü olması kaçınılmaz olmaktadır.

Düşmanının zarar görmesi için açılan kuyuya kendisini düşmesi üzerine hikâyeleştirilen bu deyim son zamanlarda çok daha karşılaştığımız bir durum halini aldı.

Kapitalizmin bir sonucu olarak her geçen gün tüketimde adeta yarışır hale geldik. Tüketirken tükendiğimizin farkına varmadan bir çarkın içerisinde taklalar atmaya çalışıyoruz.

Her gördüğümüzü alma, her istenileni elde etme arzusu bitmek tükenmek bilmeyen bir hızda hayatımızı sarmaşık gibi çevirmiş durumda.

Telefonun son modelini almak, arabanın son modeline kavuşma isteği, var olan ev eşyalarının eskimesinden ziyade modası geçti bahanesi ile değiştirme gayretleri bizleri tüketime daha da vahimi israfa alıştırıyor.

Almayacağım diyerek içinizden seslendirmeye çalıştığınız dirayetiniz; sizi çevreleyen reklamlar, gittiğiniz AVM’lerle kırılıyor. “Kara Cuma”larla başlayan tepkiler sonucunda “Muhteşem Cuma”lara dönüşen reklamlar sizin beyninize kadar girerek adeta sizi esir alıyor.

Telefonlarınıza indirdiğiniz alışveriş uygulamalarından gelen büyük indirim kandırmacaları, bir alana bir bedava sloganları, ikinci aldığınız ürün 1 ₺ yutturmaları sizin hoşunuza gidiyor. Dedik ya bir defa sizi kuşattılar mı kurtulamıyorsunuz. Bir süre sonra nerede indirim, nerede kampanya var diyerek artık siz takip etmeye başlıyorsunuz onları.

Televizyonlardaki banka ve kredi kartları reklamlarına hiç dikkat ettiniz mi? Bankanın size getirdiği kolaylıklardan bahseder. Kredi kartları ile her türlü alışveriş yapabileceğinizden hatta bunları taksitlere bölebileceğinizden dem vururlar. Hoş geldiniz faizi veriyoruz diyen banka reklamları öyle cazip bir şekilde sunulur ki; sanki sizlere bedava para veriyorlar. Hangi faiz hoştur ki buradaki faiz hoş olsun diye aklımızdan bile geçirmeyiz. Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan çok öte gidildiğinin farkına bile varmayız. Daha da garibi bu faizli (pardon vadeli) parayı almak için kendimize uygun fetvalar da veririz.

Ya sonrası? Sonrası tüketiciler olarak biz mi bile düşünmeyiz. Çünkü bize gelen cazip kısmı harcamaktır. Nasıl ödeneceği ve nereden ödeneceğini çok sonra düşünmeye başlarız. Çünkü ödemek cazip değildir. Harcama çılgınlığından kurtulmak istediğimizde de maalesef çoğu zaman geç kalınmıştır.

Sonra da bereketimiz kalmadı diyerek feryadı figan eyleriz.

Bu geç kalınmışlığın sonucunda; aile içi kavgalar, icralar, şiddete yönelmeler, icralar, mahkeme kapılarında vakit geçirmeler, cinayetlere varan sonuçlar…

Bu alışkanlık öyle bir alışkanlık ki bizleri bağımlı hale getiriyor. En iyisine, en yenisine ulaşma isteği. Eşimizin, çocuklarımızın da bu istekleri olunca işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Kurbağa sendromunda olduğu gibi uzun bir süre farkında bile olmuyoruz bataklığın içerisine girdiğimizi.

Farkına vardığımızda maalesef iş işten geçmiş oluyor. Bataklıkta çırpınan ve çırpındıkça bataklığını içerisine sizleri iyice çeken bir girdaptan kurtulamayacağınızı anlamaya başlıyorsunuz.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, Türkiye’de kartlı ödemelerde 2020 yılında temassız ödemeler ve internetten kartlı ödemeler çok daha fazla tercih edilir hale geldi; toplam kartlı ödeme tutarı da yüzde 17 büyüyerek 1,15 trilyon ₺ oldu. Ve toplam kart adedi yaklaşık 264 milyona ulaştı.

Yanlış okumadınız. 82 milyon nüfuslu ülkemizde 264 milyon kredi kartı kullanılıyor. Yani ortalama herkesin (küçük bebekler dahil) en az 3 kredi kartı var. Ve bu sayı her yıl yaklaşık olarak %8 dolayında artıyor. Daha da kötüsü harcamalarımızın birinci sırasında elektronik harcamalarımız geliyor. (En büyük oran cep telefonlarında) Türkiye toplam kart adedinde Avrupa’da lider ülke konumunda. Bu sonuca göre işte Avrupa’da lider biziz diyerek kendimizi alkışlamalı mıyız?

Sizce bu çılgınlık değil mi? Sizce bu kendi kuyusunu kazmak değil mi?

Ülkemizde insanlar, değil komşusundan ailesinden bile borç isteyemiyor. Kimsenin borç bile vermediği bu ortamda bankaların kapısında metrelerce kuyruklar oluşuyor. Kredi boyunduruğuyla kendine çalıştığını zanneden fakat aslında bankaya çalışmaya başlayan özgür birey kölelik kapısından içeriye girmiş oluyor.

Kriz dönemlerinde tüm üretim ve hizmet odaklı şirketler reklam kalemlerinde kesintiye giderken bankalar reklama harcadıkları para anlamında rekorlara koşarlar. Çünkü kriz demek “borç ve borçlu” demektir. Parası olanlar için de “faiz geliri” demektir. Dikkat edin pandemi sürecinde karlarına kar katan kuruluşların başında bankalar yer almaktadır.

Günümüzde yeni ekonomi anlayışının yaygınlık kazanması sonucu tüketiciyi borçlandırarak tüketmeye teşvik eder hale gelmiştir. Oysa ekonominin temel kurallarında birisi; gideriniz gelirinizden fazla olmamalıdır.

Kendi kuyumuzu kürekle değil kepçe ile kazmaya başladığımızı, tüketirken tükendiğimizin ne zaman farkına varacağız?

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Lokman+Yazıcı dedi ki:

    Herşeyin fiyatını biliyoruz lakin hiçbirşeyin değerini bilmiyoruz.Değer olanın fiyatı olmaz .Tabiki bu cümlenin mefhumu muhalifide bellidir.

  2. Fazlı+ZORLU dedi ki:

    Farkına varılıyor da , geç farkına varılıyor. Selamlar.

  3. METİN+ILGAZ dedi ki:

    Aynen Başkanım, bu önemli hatırlatma yazınızda sadece okuyup kalmayız bu hepimizin hastalığı oldu..Inşaallah bu tür maddi-manevi hastalıklar dan kurtuluruz…Samimi Ümmet, samimi KUL olmayı nasip etsin uzun ömürler versin…

  4. Mustafa dedi ki:

    Ne yazık ki hepimiz indirim bildirimlerine kanıyoruz Aslında indirim değil düşündüğümüz ve gördüğümüz zaman bir bindirim olduğunu rahatlıkla görürüz emeğinize yüreğinize sağlık değerli başkanım

  5. Özcan+GÜNER dedi ki:

    Allah razı olsun değerli hocam, toplumsal yara haline gelen tüketim çılgınlığına deginmissiniz.Haklisiniz çocukluktan itibaren bizi tüketime hazır hale getiriyorlar.Buna ancak kendi değerlerimize dönersek engel olurnur gibi geliyor bana yoksa çok mu geç kaldık.Kanaat en büyük hazine idi. helal kazanç Allah’ın sevdiği bir davranıştı.Levhalarini eskiden esnafın dükkanlarında asılı idi. Allah sonumuzu hayr etsin

  6. Burhan+ERARSLAN dedi ki:

    Tüketim çılgınlığı diye bir tabir var. Reklamların amacı hep tukettirmek. Al kullan at. Oysa ihtiyaç varsa al sonuna kadar kullan, musrif olma. Birde kazanmadan sana ait olmayanı harca sonuç hüsran. Şükür unutuldu . Aç gözlülük doyumsuzluk …… Allah sonumuzu hayreyleye….

Maç Sonuçları & Canlı Skor ortaklığıyla sunulmaktadır.
Eğitim Ciddi iştir