Site Rengi

DOLAR
13,5513
EURO
15,1222
ALTIN
779,41
BIST
1.983,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
-1°C
Ankara
-1°C
Az Bulutlu
Pazar Az Bulutlu
0°C
Pazartesi Çok Bulutlu
1°C
Salı Çok Bulutlu
7°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
6°C

Getirirken götürmek

Düşünce ve davranışları etkileme ve değiştirme algı üzerinden sağlanır. Önemini, ahlaki değer ve etik kodların rafa kaldırılmasına tekabül edişinden alır. Daha net ifade edersek; algı oluşturmada gerçek ve/veya hakikat önemsizdir. Önemli olan tek şey muhatabı etkisine alarak kontrol altında tutmak ve ‘kullanılabilir’ hâle getirmektir. Bu bakımdan “gerçek hikâye ise algı her şeydir” mottosu kulaklarımızla birlikte zihnimize yerleştirilmiştir.

Son zamanlarda öğretmenler üzerine yoğunlaşan haberlerle karşılaşıyoruz. Bu haberlerin çoğunluğunda öğretmen/öğretmenlerin öğrencilere yaptıkları fiziksel şiddet haberlerinden oluşuyor. Öncelikle son günlerde nerede ise tüm ekranlara gelen öğretmenin öğrenciye şiddet uygulamasını kesinlikle protesto ediyor ve doğru bulmadığını belirtmek istiyorum. Bu tür davranışlar içerisinde bulunan kişilerin de cezalandırılmasından yanayım.

Ancak sanki öğretmenlerin geneli böyle imiş gibi bir algı oluşturulduğunu da düşünmekteyim. Bir TV kanalında okulda olan her türlü olay/olayların, veliler tarafından rahatlıkla şikâyet edebilecekleri söylendi ki bunun farklı mecralara götüreceğini ve amacından çıkacağına dair endişe taşıyorum. Okulda olan olayların televizyon kanallarında en ince ayrıntısına kadar gösterilmesini de uygun bulmadığımı belirtmek isterim. Bu görüntülerin nasıl medyaya verildiğinin de ayrıca eğitim camiasının konuşması gerekir diye düşünüyorum. Bunu düşünürken yapanın gizli kalmasını kast etmiyorum. Eğitim camiası ve olayın içeriğine göre adli makamlar gereğini kesinlikle yapmalıdır. İtiraz ettiğim husus çok medyatik hale gelmesi/getirilmesidir.

İçimizdeki çürük elmaları temizlerken, medyanın eğitimi yönetmesine izin vermememiz gerektiğine inananlardanım.

İşte basında yansıyan birkaç öğretmen haberi:

Örnek 1: Koridorda yakaladığı öğrencilerden birinin kulağını çeken, diğerinin ise boğazından tutarak götüren okul müdürünün şiddet anları kameraya yansıdı. Geçtiğimiz günlerde ……….  İlkokulu’nda okul müdürü, 2 öğrenciye şiddet uyguladı. Öğrencilerden birinin kulağını çeken okul müdürü, diğer öğrencinin ise boğazını sıktı. (Basından)

Örnek 2: Bir ilkokulda 9 yaşında 4. sınıf öğrencisi, öğretmeni tarafından darp edildiği iddia edildi. Eve geldiğinde bu öğrencinin ailesi, çocuklarının boynunda tırnak izleri ve yüzünde kızarıklar olduğunu fark etti.

İddiaya göre 9 yaşındaki çocuk, annesine, öğretmeninin kendisini dövdüğünü ve duvara fırlattığını anlattı. Bunun üzerine aile, öğretmenden şikayetçi oldu.

Sonradan anlaşılıyor ki; iki öğrencinin arasında çıkan bir olaydan ibaret olduğu, öğretmenin kavga eden bu iki öğrenciyi kavga etmemeleri için ayırt ettiği, tırnak izlerinin ise kavga ettiği diğer öğrencilerin tırnak izleri olduğu açıklandı. (Basından)

Görüldüğü üzere hiç bir olay göründüğü ya da anlatıldığı gibi olmayabiliyor. Buradaki problem algının olumsuz anlamda yönetilmesidir. Birinci olayda olduğu gibi dayak görüntülerinin medyaya sızdırılması da ayrı tartışılması gereken bir durumdur. Ama medyada iyi ki bunu yayınladı yoksa haberimiz olmayacaktı diyerek bu cümleme tepki gösterenler olacaktır. Oysa esas olan gizlilik içerisinde olayın incelenmesi ve sonuca bağlanmasıdır.

Medyaya sızdırılmadan önce okul yönetimi başta olmak üzere  o ili/ilçeyi yönetenlerin de zaten gereğini yapacaklarına dair inancım tamdır. Zaten gereğini yapmak görevleridir. Asıl görevliler dışında medyanın kendisini ceza verici konuma getirmesi daha sonra da kamuoyunda linç kampanyasına dönüşmesi örnek 2 ‘de olduğu gibi kaçınılmaz olacaktır.

Yazı başlığımıza başka bir örnek de; Reklam filminde senaryo gereği, sınıf içerisinde, görevi başında olan bir eğitimcinin bir firmanın ticari etkinliğine konu edilmesidir. Bu ticari reklamda senaryo gereği de olsa sınıf içerisinde öğretmene bir “pazarlamacı” görüntüsü verilmesinin eğitim hizmetinin bu vasfına ters düştüğüne inanmaktayım.

Reklam senaryosunda karikatürize edilerek işlenen öğretmen tiplemesi de biz eğitimciler için inciticidir. Senaryoda öğretmen, sınıfta en ciddiye alınmayan, kendine güvenilmeyen kişi olarak işlenmiştir. Öğrencilerin dahi ciddiye almadığı öğretmen tiplemesinin, sınıfa gelen kurye kadar dahi kendine güvenmiyor olarak resmedilmesi ve bir soru sorulduğunda robotik biçimde cevap vermesi, toplumdaki öğretmenlik mesleğinin saygınlık ve itibarını da olumsuz şekilde zedelemektedir.

Öğretmenler aracılığıyla hem de sınıf içerisinden bir şeyler
getir
ilirken; silik, kendinden emin olmayan, omuzları düşmüş bir öğretmen profiliyle öğretmenin toplum nazarında olumlu kredisinin götür ülmesine de karşı çıkmalıyız.

Oysa öğretmenlerimiz, geleceğimiz olan çocuklarımıza yönelik getirdikleri o kadar güzel şeyler varken götürdüklerinin ön plana çıkarılması tüm eğitim camiasını üzmüştür.

Haksız mıyım?

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

  1. Derviş dedi ki:

    Görüşlerinize katılıyorum maalesef öğretmenler eğitim den gittikçe soyutlanmakta içi boşalmkta başını eğitimden uzak durması sorununun okul içerisinde çözülmesi gerekir.ayrıca velininde okul içerisinde olmamalı.olayların çözümü için okul odaklı çözümler üretmek gereklidir

  2. Ercan KUŞCU dedi ki:

    Kaleminize sağlık Müdürüm. Müdürüm, izninizle bir anımı paylaşmak istiyorum.Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi öğrencisiyken Kurduğum Eğitimde Bilimsel Atılım Topluluğu (EBAT) Başkanı olarak Milli Eğitim Eski Bakanı Rahmetle anıyorum Avni AKYOL’u fakültemizde söyleşi yapmak için makamına ziyarete gittiğimde TBMM eski başkanı rahmetli Ferruh Bozbeyli makamında idi ondan yediğim uyarıyı unutmuyorum Eğitim Bilimleri Fakültesi öğrencisi bu kadar devrik cümleler kurmamalı dedi halen öğrencilerime kurallı cümle ve devrik cümleleri öğretirken 1993 yılında ki büyük insanların genç eğitimcileri konuşurken süzüşleri aklıma geldi paylaşmak istedim. İzmir Eşrefpaşalılı olmak devrik cümleler kurduruyor.Sevgiyle kalın

  3. Hanefi dedi ki:

    Ben sosyal medyada yer alınca anladım o adamın öğretmen olduğunu… Ama katılıyorum görüşlerinize ve ekliyorum. Öyle öğretmen mi olur ya…

  4. Abdullah Kayaalp dedi ki:

    Çok doğru. İste öğretmenin hayata kazandırdığı güzellikleri sergileyebilmeliyiz. Bunun için de TRT iyi bir yapım oluşturabilir. Belgesel benzeri öğrenci-öğretmen-veli-eğitim cerçevesinde insanların içini ısıtacak, öğretmene ve okula bakış açısını artı yönde gelistirecek yapımlar çok yararlı olabilir.

  5. Özcan+GÜNER dedi ki:

    Saygılar değerli hocam ,öğretmenlik mesleği erozyona uğruyor malesef . Artık yeni bir bakış açısı ile yeni bir yapılanmaya gitmek gerekir.diye düşünüyorum .Hoşça kalın sağlıcakla kalın

  6. Ertuğrul dedi ki:

    Bunu bu hale gelmesi zamanında öğretmen şikayet hattı ile başlamamış mıdır? Ya da zamanın bakanı öğrenci veli nimettir kimse karışamaz diyerek alt yapısı oluşmamış mıdır?? Günümüzde medyanın eğitime bu kadar karışmasını normal karşılıyorum çünkü şu anda bile hiç bir üst düzey yetkili 24 kasım dan sonra bir öğretmeni anmadı,bir çürük elmanın yaptığını doğru bulmuyorum ama nedense okullarda darp edilen bir öğretmen için hiç kimsenin sesi çıkmıyor.Bu yüzden medyanın etkisi bi anda oluşan değil zamanla alt yapısı oluşan-oluşturulan bir durum diye düşünüyorum

  7. Mustafa dedi ki:

    Kıymetli başkanım emeğinize yüreğinize sağlık eğitim herkes tarafından Anlaşılan anlatılan basit bir konu gibi olmasına Biz Eğitimciler olarak her zaman her yerde müdahale etmeliyiz fırsat vermemeliyiz eğitimci yazarlarımız artmalı sizin gibi yazılarla eğitime destek olmalıyız Biz yazmazsak birileri hem yazar hem anlatır Misali daha çok İçimizden yazanlar anlatanlar çıkarmalıyız

  8. Ali+AÇAR dedi ki:

    Hiç bilenlerlerle bilmeyenler bir olur mu ?
    Öğretmen öğrenci ve okul eğitimin temel unsurlarıdır.
    Adalet terazisi denge ister. Sürekli öğretmen aşağılanarak birşey elde edilemez.
    Sürekli öğrenciler de aşağılanarak birşey elde edilemez.
    Tanıdığım onlarca öğretmen var. Velisi tarafından veya öğrencisi tarafından darp edilen tehdit edilen.
    Basın öğretmenleri şamar oğlanı gibi davranıyor.
    Oysa öğretmenlik bir sanattır. “Öğretmenlik dediğin nedir iki hikaye anlatıyorsunuz bir tomar maaş alıyorrsunuz” diyen bir arkadaşım okula ziyarete gelmişti onu sınıfa götürdüm ve dedim ki ders kırk dakika ama sen onbeş dakika hikaye veya başından geçen bir olayı anlatabilir misin dedim.
    Tabi ki çok kızardı belki de beklemiyordu neticede ders anlatmanın dışardan bakıldığında kolay bir şey olmadığını yaşayarak anladı.
    Öğretmenlik demek sanatkarlık demektir. Bunda şek ve şüphe yok.
    O zaman öğretmenlik mesleğini sürekli aşağılayan insanlar aslında ülkenin kutsal değerlerini yok etmeye çalışan art niyetli provakotörlerdir.
    Oyuna gelmemek sükunet ile hareket etmek sağduyulu insanlara yakışan bir davranıştır.
    Bu ülkede her değerli kurum ve kuruluşlara sürekli saldırmayı meslek haline getirmiş bir zümre var.
    Unutulmamalıdır ki bu güruhun kumaşı dışarda dokunmuştur.
    Kısaca yerli ve milli değildir. Bunlar olsa olsa şeytanın avukatlığını yapan insan kılıklı gayrı insanı yaratıklardır.
    Başkanım Allah razı olsun. Konular çok harika.Allah yar ve yardımcınız olsun inşallah.

  9. Burhan+ERARSLAN dedi ki:

    Son yıllarda itibarsızlaştırma diye bir kavrami çokça görmeye başladık. Haber bulma adına yada başka saiklerle habire önümüze gelen her şeyi itibarsızlaştırmaya maharet sayan bir kafa. Oysa bir gün gelir itibarsız hatta onursuz bir toplum olursak hiç şaşmamalı. Tabiki yanlışı oynamıyoruz. Ama neyi nerede ne şekilde haber yapacagimizida bilmemiz lazım. Vahşetin alasını batı toplumu yapmıştır yapıyordur ama hiç bir zaman ulusal kanallarda haber yapmazlar. Kadın cinayeti hırsızlık toplu öldürseler….okul baskınları vs… ama ya biz abartarak özendirmek haber yaparız.. bunuda dikkat çekme adına yaptığımızı söyleriz bilinçsizce….. Allah akıl versin ne diyelim