Dolar 18,4191
Euro 17,8508
Altın 973,15
BİST 3.281,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 23°C
Açık
Ankara
23°C
Açık
Paz 27°C
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C
12/04/2021 00:01
07/01/2021 16:45
01/05/2022 00:01
21/05/2022 00:01
18/09/2022 00:40

Öküz altındaki buzağı

A+
A-
06/02/2022 00:01
ABONE OL
Öküz altındaki buzağı

Bir şey olmayacak yerde arandığında, bir duruma anlamsız çözümler ile yaklaşıldığında, sağa sola sataşmak için bahaneler arandığında ilk aklımız gelen deyimdir “öküz altımda buzağı aramak.”

Öküzün buzağı doğurmasından bahsetmiyoruz. Zira cinsiyet değiştirmiş olanlar bile öküzün doğurmayacağını bilirler. Az söz ile çok şeyi anlatan atasözü ve deyimlerimiz bir deryadır. Zaman bulup her birinin üzerine ayrı ayrı düşünmek lazım gelir. Evvela düşünebilme yetimizi diri tutmak, kaybetmemek gerekir. Düşünebilmek sıradan bir durum değildir. Her insanda var olan sıradan bir özellik gibi görünse de herkesin düşünemediğini yaşayıp görüyoruz. Zaman bulmak lazım düşünmek için. Oysa bizim zamanımız hiç yok.

İşimizi kolaylaştıran teknoloji, bunun karşılığında paramızı ve zamanımızı aldı. Bir araya gelmiş arkadaş topluluğunda her birimizin elinde; iki de bir uğraştığımız, bir şeyler yazdığımız, bakıp güldüğümüz … birer telefon. Nadiren kafamızı kaldırıp arkadaşımıza hal hatır sorduğumuzda “işlerin çok veya yoğun olduğu, zamanımızın olmadığı” bahanelerini de bir bir sıralarız. Evvelinde televizyonun başında oturup sadece reklamlar zamanı dönüp birbirimize işten güçten sorardık. Görülen o ki binlerce lira verip satın aldığımız teknoloji bizi satın almıştır.

Bu satırları okuyan diyebilir ki “Sen kullanmıyor musun?” ya da “Teknolojinin işimizi kolaylaştırdığını inkâr mı ediyorsun?” hatta daha ileri gidip “sensin işte öküz altında buzağı arayan” da der. Haklıdır. Hem dilin kemiği yok, istediğini söyler, istemediğini duymak pahasına.

Tabii ki teknoloji hayatımızı olağanüstü bir şekilde kolaylaştırdı. Bir hesaba para yatırmak için bankalarda sıra bekleme işkencesini yaşamışız. Leğende çamaşır yıkanırken yıkayan ile yardımcıların su taşıma ve ısıtma gibi çileleri unutulur şey değil. Postadan mektup ile gelecek bir haberi günlerce, haftalarca beklediğimiz, çok uzak değildi. Fakat bir bakar mısınız, zamanımız nerede? Sıklıkla değiştirip yenisini almak için bir sürü para verdiğimiz teknoloji mi bizi satın almış oluyor?

Kullanacağız elbet. Her yeniliğin farkında olacağız, daha iyisini yapmak için gayret edeceğiz. Yeni durumlara adapte olmak için mücadele edeceğiz. Bunlar doğru, kendimizi teslim etmemiz yanlış. Gününün büyük bölümünü telefona bakarak geçiren kişiye söylüyorum: kafanı kaldır ve etrafına bir bak. Çocukların büyümüş. En son ne zaman uzun boylu bir söyleşi yapabildin yanında bulunan insanlarla? Bir diyalogda kaçıncı cümleden sonra tıkanıyorsun? Dışarıda kar var, hissedebiliyor musun soğukta kalmış olanları, donanları, evsiz barksız olanları? Üzgünüm bu tespitimde ama teknoloji bizim hissiyatımızı da aldı galiba. Duyargalarımız dumura uğramış gibi. Çok şey biliyoruz ama bildiklerimizin gereğini çok az yapıyoruz. Kadir kıymet bilme konusunda ha bire geri gidiyoruz. Toplumda ama daha çok telefonumuzla birlikte bireysel yaşamaya çalışıyoruz. Suretimiz insan olmakla beraber maalesef insani özelliklerimizi gün be gün tüketiyoruz. Bir kısmını aşağıya alıntıladığım, Necip Fazıl’ın “Destan” şiirinde dediği gibi diyesim var:

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden

Durum diye bir laf var, buyurun size durum

Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!

Utanırdı burnunu göstermekten sütninem

Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem

Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul

Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa

Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!

Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz

Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz

Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilaç

Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilaç

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

Mezarda kan terliyor babamın iskeleti

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

 

Öküzün altında buzağı arıyor olmamı da hoş görmenizi diliyorum. Zira yeni doğan buzağı, koca öküzün altına kıvrılmış da olabilir.

İnsani özelliklerinin farkında olan ve düşünebilenlere selam olsun.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Halil Köse dedi ki:

    Kalemine sağlık hocam. Bu teknoloji duygularımızı ve tepkilerimizi bizden o kadar çok aldı ki, sadece bakıyor ve izliyoruz. Etki ve tepkilerimizi sıfırladı.

Maç Sonuçları & Canlı Skor ortaklığıyla sunulmaktadır.
Eğitim Ciddi iştir