Dolar 15,8769
Euro 16,8435
Altın 942,56
BİST 2.372,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 26°C
Açık
Ankara
26°C
Açık
Paz 19°C
Pts 20°C
Sal 23°C
Çar 26°C

Sana ne, Bana ne

A+
A-
19.02.2022
1.211
ABONE OL
Sana ne, Bana ne

Uyarmak ya da ikaz etmek, Türk Dil Kurumunun sözlüğünde “Bir kimseye bir davranışta bulunmasını veya bulunmamasını söylemek” olarak tanımlanmaktadır. Uyarının mahiyetini kelimeler, cümleler belirlediği gibi sizin mimik ve jestleriniz de belirlemektedir.

Bunu yapmamalısın ile bunu yapma arasındaki fark gibi.

Yalan söylüyorsun demekle sen doğru söylemiyorsun cümlelerinde olduğu gibi. Sesinizin tonu dahi sizin hangi amaçla uyardığınızı belirleyebilmektedir.

Bir annenin bağırması ile yabancı birisinin bağırması arasında da çok ciddi fark vardır. Hatta aynı cümleleri kullanan uyaran bir öğretmen ile arkadaşı için dahi farklı anlaşılmaktadır.

Anlaşılacağı üzere uyarının kimden geldiği çok önemlidir. Bir dostun uyarısı gerçek manada bizim dikkatimizi çekmekle kalmaz uyarı doğrultusunda yapılan yanlışlıkları düzeltme yoluna da gideriz.

Son zamanlarda bir kısım insanlar, kendisinin uyarılmasından rahatsızlık duymaya başladığı görülmektedir. Uyarılardan rahatsızlık duyanların, eleştiriye tahammülü olmayanların genel özelliği; öz güven eksikliği, cahil olması, liyakatten uzak olması, kaprisli olması, makam sahibi olmasından kaynaklanan egolar, eleştiriye kapalı olması değil midir?

Dikkat edilirse sayılan bu özellikler aslında inananlar açısından da kötü davranışlar olarak sıralanmaktadır.

İnsanlar değişik gerekçelerle de olsa birlikte yaşamak zorundadır. Birlikte yaşamak aynı zamanda birbirimize sorumluluklar yüklemektedir. Ne zaman sorumluluklarımızdan vazgeçtik, ne zaman ki “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın “ demeye başladık işte o andan beri dünya hayatı hepimiz açısından çekilmez oldu.

Sorumsuzluk beraberinde kargaşayı kaosu doğurur. Bati bireyselleşme üzerine inşa etmiştir aydınlanma çağını. Bireyselleşen bencilleşir. Egosu semizleşir. Günümüzde maalesef insanlık teknolojinin de etkisiyle bireyselleşip yalnızlaşmaya doğru hızla ilerlemekte. Artan nüfus yalnızlaşan insan ne garip değil mi?

Bir dosttan yapılan uyarının her zaman dikkate alınması aslında Allah’ın da emridir. Âl-i İmran Suresi 104. Ayette “ İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” Şeklinde inananlara bir görev vermektedir. Bu görev iki taraflıdır. İyiliği emreden taraftan olmak ve etrafımızdaki insanların da iyiliği emreden kötülüğü meneden gruptan olmasıdır.

Bizi bağlayan kısmı da “Ey Müminler” diyerek Müslümanlara vazife yüklemesidir. Dostlarımızı hatalarından veya kötülükler konusunda uyarıda bulunurken, dostlarımızın da bunu dikkate alması hem çok önemlidir hem de farzdır. Burada en önemli husus dostlarımızı seçerken özen göstermemiz ve onların uyarılarını dikkate almamızdır.

İnsanların ziyanda olduğunun beyan edilmesinden kaynaklı dostlarımızı ziyandan kurtarmak gerekmez mi? Bu anlamda hatalarını söylemek onların iyilikleri adına yapılmış güzel bir davranış değil midir?

Bir de olaya uyarılan kişi açısından bakalım. Bu kişiler öncelikle uyarıların kim ya da kimler tarafından geldiğine dikkat etmelidir. Bu bakımdan güzel dostlar edinmek önemlidir. Dosttan gelen uyarılar değerlendirilmeli, hırs ve egolara yenilmeden düşünülmeli ve ona göre karar verilmelidir.

“Marifet iltifata tabidir” ifadesince birbirimizin iyi yönlerini tebrik etmek ne kadar güzel ise ve hoşumuza gidiyorsa dostlarımızın hatalarını yüzümüze söylemesi de aslında bir o kadar güzeldir. Dosttan gelen uyarı yapıcıdır. Dert sahibi Bana ne deme hakkına sahip değildir. Uyarmalar bizim daha iyiye ulaşmamızı sağlayacaktır.

“İnsanları doğru yola çağıran kimseye, kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine uyanların günahı gibi günah verilir.” düsturu bu anlamda önemlidir.

“Neden insanları doğru yola ulaştırmak için çabalayayım ki? Bana ne onların yaptıklarından anlayışı önce bireylerin sonra da toplumun yozlaşmasına neden olacaktır. Bizi uyaran dostlarımıza da “Sana Ne” diyerek yozlaşmaya katkı sunmamak gerekir.

“Bana ne” demeden ve “Sana ne” diyenleri umursamadan bize düşeni yapmaya sebatla devam etmeliyiz. Tüm değerlere kapalı ama kendi tercihini mutlaklaştıran çağın insanı bir çıkmazın eşiğinde çırpınırken bakış açısını değiştirmeyi istemek de bir vebal değil bir sorumluluktur.

Sana ne demeden eleştirileri üzerimize almak egolarımıza fırsat vermeden istişare yolunu kapatmamak gerekir. Unutulmaması gereken bir diğer husus ise; yazımın başında belirttiğim gibi söylemek istediğinizi nasıl söyleyeceğiniz çok önemlidir. Yine bu konuda Âl-i İmrân Suresi 159. Ayetindeki, “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi” emri bizim için en güzel mesajdır.

Unutmamak gerekir ki Bana Ne? Demek ile Sana Ne demek bir vebaldir. Bize düşen Sana ne ve Bana ne demekten uzak durmaktır.

Hz. Ömer ne diyordu: “Ben yanlış bir şey yaparsam ve yanımdaki beni uyarmazsa, benden uzak dursun, çünkü onda hayır yoktur. O beni uyarır da ben onun uyarısını dikkate almazsam, o kişi yine benden uzak dursun, çünkü bende hayır yoktur.”

“Ömer yanlış yaptığında onu uyaran bir ümmeti var” diyenlerden olmak için Sana ne, Bana ne demekten vazgeçmeliyiz.

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

 

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Yıldırım dedi ki:

    Katılıyorum

  2. Müslim Kılıç dedi ki:

    Yaşam bir yolculuk.Nice düşüp kalkmalar, hatalar sonrasında öğreniyor insan bana ne deme meyi – sana be deme meyi.
    Bu olgunluğa gelmişken kıymeti bilinmesi gerekirken malesef yetişmiş insanımız pasifize ediliyor.
    İnsan kolay yetişmiyor.

  3. Ahmet+Özaray dedi ki:

    Fatih bey çok güzel anlatmışsınız.
    İnsanlığa faydalı olabilmek için çaba sarfedip, emek harcayıp bilgiler sizde kalmayıp, toplumla paylaştığınız için sizlere Çek teşekkür ediyorum.
    Selam ve saygılarımı sunuyorum.

  4. Burhan Erarslan dedi ki:

    Sorumsuzluk beraberinde kargasayi kaousu doğurur. İslam dini cemaat cemiyet dinidir. İnsanları birbirinden sorumlu olduğu. Bati bireysellesme üzerine inşaa etmiştir aydınlanma çağını. Bireysellesen bencillesir. Egosu semizlesir. Günümüzde maalesef insanlık teknolojininde etkisiyle biresellesip yalinazlamaya doğru hızla ilerlemekte. Artan nüfus yalnizlasan insan ne garip değil mi

  5. Ali+AÇAR dedi ki:

    İnsan
    İnsan kelimesi unutan demektir. Arapça. ” nesiye” kelimesinden türetilmiş bir kelimedir.
    Unutmak bir hatadır. İnsan unutan bir varlık olduğu için hatalıdır. İnsanın mayasında hata yapma özelliği mevcuttur.
    Okuyarak eğitilerek insan saf halden istenilen kıvama doğru yol almaktadır. Bu kıvama biz eğitim diyoruz. Allah bizleri yaratmış ve mayamıza hata ile beraber sürekli gelişme duygusunu da katmıştır. Gelişim nefsimizde arkadaş çevremizde ve yaşadığımız coğrafi şartlar ile iç içe olmaktadır. Günümüzde bizim gibi aynı çevreyi paylaşan insamlar için “ortak payda” kelimesi kullanılmaktadır.
    Hiç kimse ortak payda anlamında “bana ne sana ne” diyemez. Çünkü bizde o paydadan yararlanıyoruz başkaları da yararlanıyor.
    Toplum halinde yaşayan varlıklar bırakın insanları hayvanlarda bile sürü içgüdüsü vardır…
    “Bana ne sana ne” cümlesi tarihin çöp kovasına atılmıştır.
    Yazınız harika olmuş elinize kaleminize kuvvet.
    Müslüman duyarlılığı en üst seviyede olan insan gurubudur. Değilse de olmalıdır.
    Allah a emanet olun.

  6. Mahmut+Tökel dedi ki:

    Bence insanlar bu uyarma işlerini fazla ciddiye aldı üstadım. Herkes uyarıcı kesildi sözün hükmü ayağa düştü. Tebliğ şart ama bunun yanında Temsil de şart. Artık temsil daha önemli gibi, selamlar

  7. Yasin dedi ki:

    Uyarılmak nefsimize ağır geliyor. Evet halbuki birbirimize nerden geldiğimizi, nereye gideceğimizi sıkça hatırlatmalı …
    Daha da önemlisi bu artık sözle değil, model olma hayata tatbik ile oluyo…nasihat devri kapanmış gibi bi hal var..herkes çok güzel söylüyor ama kimse yapmiyo gibi bi hal var..M.Tokel hocam da buna vurgu yapmış ..isabet olmuş.

  8. Kaleminize sağlık hocam. dedi ki:

    Bizi her alanda ikaz edip doğrusunu hatırlatan dostlar nasip olsun .

Maç Sonuçları & Canlı Skor ortaklığıyla sunulmaktadır.
Eğitim Ciddi iştir