Dolar 18,6344
Euro 19,6306
Altın 1.077,07
BİST 4.962,97
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 10°C
Az Bulutlu
Ankara
10°C
Az Bulutlu
Pts 9°C
Sal 10°C
Çar 12°C
Per 13°C
07/01/2021 14:20
31/07/2021 00:01
20/11/2022 00:01
23/10/2022 00:01
04/01/2021 12:59

Bekri Mustafa’ya farklı bir bakış

A+
A-
04/06/2022 00:01
ABONE OL
Bekri Mustafa’ya farklı bir bakış

 

Sadece ülkemizin değil dünyanın birçok ülkesinde liyakat, ehil olma konuları en çok tartışılan konulardan birisi olsa gerek. Konunun önemine binaen kendi web sitemde liyakat, sadakat, ehil olma, adalet konuları üzerine çok da yazı yazdığımı beni yakından takip eden okuyucularım biliyorlardır.

Şahsımın bulunduğu ortamlarda liyakat konusu konuşulduğunda Bekri Mustafa’nın hikâyesi hep aklıma gelir. Bekri Mustafa İmam olmuş onlar cümlesinin altında derin manalar taşımaktadır.

1593-1634 yıllarında Sultanahmet’te doğup yaşayan Bekri Mustafa’nın adını, herhalde duymuş olmalısınız. Onun, kendini genç yaşında içkiye verdiğini, gece gündüz içtiği için çok içki içen, içki düşkünü, sürekli içkili gezen anlamına gelen Bekri namıyla ün yaptığını, zeki, nüktedan, hazırcevap ve açık sözlü, oldukça bilgili olduğunu ve 41 yaşında öldüğünü belki bilmezsiniz ama Bekri Mustafa’nın imam olma hikâyesini herhalde bilirsiniz.

Çoğumuzun bildiği hikâyeyi tekrar hatırlatalım.

Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede Küçük Ayasofya Camii’nin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaatin, imamı beklemekten canı sıkılır. O sırada başında kavuğu, sırtında cübbesiyle sallana sallana oradan geçen Bekri Mustafa’yı hoca zanneden cemaat, cenaze namazını kıldırmasını isterler.

“Yok, ben hoca değilim.” dese de, dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Bekri Mustafa da istemeyerek de olsa cenaze namazını kıldırır.

Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.

Bekri Mustafa gülerek cevaplar:

“Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin. Onlar durumu anlar.” Dedim der.

Liyakat sahibi olmayanlara görev verilmesi durumunda neler olacağı ibretlik bir şekilde biraz güldürerek biraz da düşündürerek anlatılmıştır. Günümüzde bu hikâye çok anlatılmış olsa da tarih hep tekerrürden ibaret olmuştur. Liyakat, tarihin başlangıcından bu tarafa da en çok tartışılan konu olmuştur ve olmaya da maalesef devam edecektir.

Bekri Mustafa’nın hikâyesinde liyakate değer verilmediği, liyakat sahibi olmayan kişilerin görevlerini de layıkıyla yapamayacakları sonucuna varılır. Oysa bu hikâyede o kadar çıkarılacak sonuç vardır ki;

Namazı kıldıracak imam (buradaki imamdan kastımız ehil sahibi olarak anlaşılacağını hatırlatmakta fayda var) bulunamayışını kimse irdelemez. Toplumun çok büyük bir kısmının işin ehli olup olmadığına bakmaksızın sadece kıyafete dayalı olarak hüküm vermesi pek konuşulmaz.

Büyüklerin çocuklarını yetiştirmedeki sorumlulukları, yalan söylemekten çekinmeyen çocuklarına tepki göstermemesi, helal olan bir kazancın haram olan on kazançtan daha kıymetli olduğu hiç tartışılmamıştır. Çünkü bu hasletler liyakatin de önünü açmaktadır.  Bunun sonucunda da liyakatsizlik liyakat olarak görülmeye başlamıştır.

Toplumun işin ehli olan imam bulamayışı ve bu konuda gayret göstermemesi bir problem değil midir? Bekri Mustafa’nın imam olması bir neden değil bir sonuçtur.

Burada kabahat sadece imam yetiştirilmemesi midir, yoksa toplumun imam olmamak için imtina etmesi midir? “Görev istenmez verilir” anlayışının sonucunda gerçek liyakat sahiplerinin görev istememesi bir vebal değil midir? Görev istemeyenlerin Bekri Mustafalara kızma hakkı var mıdır?

Her iki durumda da toplumun eksikliği vardır. Siz cenaze namazını kıldıracak imam yetiştir(e)memiş iseniz bu aynı zamanda yöneticilerin de problemidir.

Ancak toplumun imam olma isteği yok ya da bu anlamda görev almamak adına hep bu tür görevlerden uzak durmuş ise bu da bireylerin sorumluluğundadır.

Bekri Mustafa günahkâr Müslümanları temsil eden bir sembol olarak değerlendirenler de var. Ancak fotoğrafı açıkça ve hiç kimseden çekinmeden söyleyecek Bekri Mustafaların çoğalması gereklidir.

Toplumun içerisinde yaşayan günümüz Bekri Mustafaların sadece eleştirmekten öte kulağa fısıldamaları da dahi yeterli olacaktır kanaatindeyim.

Bekri Mustafa’ya mı kızalım yoksa onu imam yapan cemaate mi karar sizin.

Yazımızı bir ayetle sonuçlandıralım. Nisa 58’de: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” buyurmaktadır.

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. METİN+ILGAZ dedi ki:

    Her zaman geçerliliği olan güzel ve anlamlı bir yazı olmuş..Zaten ne Mümin müslüman gibi nede inanmayan gibi yaşamıyoruz….Münafık gibi yaşamak daha cazip geliyor…Şartlara, döneme göre yaşamak…Mevlam bizi bize koymasın….

  2. Cemil Harat dedi ki:

    Bekri Mustafa şimdiki halimizi görse ne derdi acaba?

  3. Ali ATMACA dedi ki:

    Nihayet yazınızı okumak zevkini yeniden tatdım ve büyük bir zevkle okudum.
    Toplumda karşılıklı dayanışma ve iş bölümü vardır.
    Allah “Bekri” lerin eksikliğini vermesin. Konuyla ne ksdar işgili bilemiyorum; rshmetlş Ali Cerit hocamın Ağrı’nın bir köyüne atanıp göreve giderken bir cenaze yıkama hikayesini getirdi.
    Siyasetin kıvırmasının bir neticedidir.
    Mustafa olalım fakat Bekri olmayalım.
    Allah’a emanet olun. Selam ve muhabbetle.

  4. Hüsamettin+Dere dedi ki:

    İmamete ehil insan yetiştiremediğimize mi üzulelim,ehil diye getirildiği halde kendi ikbal sevdasına kapılan kuzu postuna bürünmüş çakallara mı,gerçekten ehil olduğunu bildiğimiz halde bir kenarda bekletilenlere mi…

  5. Cafer CEYLAN dedi ki:

    Bekri Mustafalar bi defa ve maalesef az kaldı içimizde.

    İçi dışı bir olmak…

    Yeteneklerinin farkında olup haddini bilmek…

    Münafık, iki yüzlü olmamak…

    Korkup susabilirsiniz, bu insanî bi refleks ama dünyevî ucuz, birtakım çıkarlar için birilerinden olmayıp da birilerindenmiş gibi gözükmek…

    Bu devirde delikanlılık da galiba bazılarımız için göklere ref edilmiş, edilecek gibi.

    “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” ( Nisa, 58.)

    Fatih Hoca, bizi resmeden yazısını yine gayet mübin ve sarih olan bu ayeticelile ile bitirmiş.

    Bu ayetin içerdiği anlam değerlendirdiğimiz ve bizde yoğun düşünceler çağrıştıran yazının muhteviyatına sirayet etmiş.

    İşi ehline sormak ve tevdi etmek, Rahman’ın açık ve kesin emri.

    İşi ehline tevdi etmezsek düzen bozulur, sıkıntılar artar, iş sonuca ulaşmaz hülasa içinden çıkılamaz bir hâl gelip çatar.

    Bir de kavga etmemek…

    (Ey mü’minler!) Allah’a, O’nun Peygamberi’ne itaat ediniz; birbirinizle uğraşıp çekişmeyiniz; sonra korkaklaşıp kuvvetten düşersiniz; (Sonra şevketiniz ve devletiniz elinizden gider, kâfirlerin güdümüne girersiniz.) Bir de (çeşitli zahmet ve musibete) mutlaka sabrediniz, (Her türlü düşman ve tehlike karşısında metanetli hareket ediniz ve gevşeklik göstermeyiniz.) iyi biliniz ki Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal, 46.)

    Bu yazıyı okurken yazının bende çağrıştırdığı duygu ve düşüncelerde, yukarıdakiler de var; aşağıdakiler de:

    “ Allah’ın rahmeti sayesinde onlara karşı yumuşak oldun. Şayet kaba, katı kalpli biri olsaydın etrafından dağılır, giderlerdi. Onları affet, onlar için bağışlanma dile, işlerinde onlarla istişare et!.. (Bir konuda) karar verdiğin zaman da Allah’a tevekkül et. Allah, tevekkül edenleri sever.
    (3/Âl-i İmran 159.)

    Ayet gayet mübin (açık) ve sarih (anlaşılır).
    Rahman’ın rahmeti istişare edenlerle beraberdir ve istişare etmek, O’nun emridir; istişareyi bırakıp kerameti kendinizden zannederek nefsinize uyarsanız işiniz sarpa sararak çok sıkıntılı durumlarla karşı karşıya kalabilirsiniz.

    Kendisine, “ Mü’min ve Müslüman’ım. “ diyen bi kişi kendi nefsi rızasını değil de Allah rızasını gözetme kaygısındaysa mutlaka kendi ve mahiyeti altında bulunan insanların işleri için istişare yapar çünkü amir konumundasınız ve aldığınız karar sadece sizi değil uhdeniz altında bulunanları da alâkâdar ediyor.

    “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. “(Maide, 8.)

    İstişare ayeti gibi bu ayette gayet açık ve anlaşılır yani ekser ayetler gibi muhkem.
    Nefsî ihtiraslar, kinler, çıkarlar işin içine girdiği zaman kişi sadece babasını değil haşa Rabb’ini yani O’nun ayetlerini, emir ve yasaklarını da tanımıyor.
    Sadece işimize geldiği zaman Allah’ın emir ve nehiylerini dillendirip de uygulamaya çalışmayacağız, çıkarımız zıddınaysa da uymaya gücümüz yettiği kadar emir ve yasaklara uymaya çalışacağız inşAllah!..
    Bura da şu ayet kalbim ve idrakime geliyor:

    “Ey iman edenler, Hakk üzere durup adaleti yerine getirmeye çalışan (hâkimler) ve Allah için (doğru söyleyen) şahitler olun!.. (Dürüstlükten ve hakkaniyetten asla uzaklaşmayın.) Velev ki bu şahitliğiniz kendinizin, ana-babanızın veya akraba ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa!.. (Yine doğruluktan ve Hakk’tan ayrılmayın. Üzerine şahitlik veya hâkimlik yapacağınız kimseler) Onlar ister zengin olsun ister fakir bulunsun (Yine sakın adaletten ve doğru bildiğinizden caymayın!) Çünkü (taraflar kim olursa olsun ) Allah ikisine de sizden daha yakındır. (Yani bizzat O’nun kullarıdır, buna rağmen adaleti buyurmaktadır.) Onun için siz adaletten ayrılıp haddinizi aşarak (Hakk’tan yüz çevirip) nefsinizin hevâsına uymayın. Eğer (adaletten ve doğru şahitlikten) dilinizi eğip bükerseniz veya büsbütün Hakk’tan yüz çevirirseniz Allah şüphesiz yaptıklarınızdan haberdardır.”
    ( Nisa, 135.)
    Rahman bu konuda daha ne desin?!..
    Hani kızım Fatıma dahi olsa elini keserim, diyordu ya Allah’ın Rasûl’ü, Son Vahy’in hadimi.

    Sözleri çoğaltmak istemiyorum. Allah’tan korkmak lâzım ki dosdoğru olunabilsin vesselâm!..

  6. Mehmet Gökcetin dedi ki:

    Teşekkürler güzel bir noktaya değinmişsiniz emeğinize sağlık hocam.

  7. Emin KARAOSMAN dedi ki:

    Hikayeyi güzel inceleyip bize ibretlik bir sunum yapmışsınız değerli Başkan ehliyet ve liyakat ümmetin vazgeçilmezlerindendir.

  8. Burhan Erarslan dedi ki:

    Güncelliğini koruyan bir hikaye (yaşanmışlık) her dönemde bir miktarda olsa liyakatsizlik var ola gelmistir. Ancak liyakatsizlik umumi bir hal alırsa vay o toplumun haline. Birde laik oldunuz üzre yonetilirsiniz hakikati vardir. Hayat mutlaka parçaların butunlendigi bir süreçtir.

  9. Ali KİRTİ dedi ki:

    Gönlünüze sağlık. Yazınızda belirttiğiniz gibi görev istenir mi verilir mi. Yetki sahibi olan yani görev verecek olan liyakat sahibine vermelidir görevi. Fakat günümüzde böyle mi . Ne yazık ki değil. Bir takım kişisel çıkarlar ve benim adamım mantığı işlerin aksamasına sebebiyet vermekte. Bu durum her geçen gün Bekri Mustafalarin çoğalmasına sebebiyet vermekte.

  10. Mustafa ÖZTÜRK dedi ki:

    Emeğinize sağlık başkanım

Maç Sonuçları & Canlı Skor ortaklığıyla sunulmaktadır.
Eğitim Ciddi iştir