Dolar 18,4191
Euro 17,8508
Altın 973,15
BİST 3.281,61
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 23°C
Açık
Ankara
23°C
Açık
Paz 27°C
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 28°C

Gölge

A+
A-
18/09/2022 00:40
ABONE OL
Gölge

Gölge etmek” üzerine düşünüyordum. Genel olarak olumsuz bir anlam çağrıştırdığı açıktır. Gölgenin, önemli çok fonksiyonu olduğu, güncel ve edebi olarak birçok yerde kullanıldığını fark ettim.

Bir ağaç dikeriz, meyvesinden, kerestesinden veya odunundan faydalanmak için. Yalnızca bunlar değildir ve yalnızca bize değildir ağacın faydası. Bir arazide yaz günü çalıştığınızı hayal ediniz. Dinlenmek için başınızı sokacağınız gölgeye ne çok muhtaç olursunuz. Ağaç gölgesinin serinliği, dinlenme ve sohbet mekânlarının ağaç altlarına konumlandığından da anlayabilirsiniz. Yalnızca insana mıdır ağaçların faydası? Elbette değildir. Kuşlara yuvadır en başta.

Sosyal paylaşımlarda, kamyon arkası yazılarda meşhurdur “Gölgesi yeter!” ifadesi. Babalar için kullanırız bunu. Babalar ki her türlü tehlikeye göğüs gerer, ailesinin geçimi için hiçbir zorluktan çekinmez, çalışmaktan yorulmaz, evin direği, ailenin dışa bakan yüzü olurlar. Evladına lazım olan bir şey kendisine ihtiyaç değildir. Gücünü verir, ömrünü verir, malını verir… böylesi babalar için kullanırız “gölgesi yeter” tabirini.

Ağustos böceği ile karınca hikâyesini bilirsiniz. Bilirsiniz ama hikâye yanlış. Ağustos böceğine haksızlık edilmiş masalcı tarafından. Karıncanın çalışkanlığı doğru olmakla beraber konumuz bu değildir. Ancak yazı tembellikle geçirenlerin kışın zorluk içinde kalacağı gerçek bir durumdur. Atalarımız bu hali ifade için demişler ki: yazın gölge hoş, kışın çuval boş. Yaz sıcağında, çalışma zamanında, terlemeden gölgenin keyfini çıkaranın kış bastırdığında her türlü muhtaç duruma düşeceği bellidir.

Gölge boyu” diye bir kavram vardır ki, günün zamanı ile ilgilidir. Gölge, öğleyin güneş tepede iken en kısa, güneşin batması yakın olduğu vakit en uzun durumdadır. Yani gölgesinin uzunluğuna bakıp kimse böbürlenmemelidir. Çünkü gün batımı vaktidir. Hem dev aynasında boy ölçülmez.

Karagöz ve Hacivat’ın başrolünü paylaştığı “gölge oyunu” vardır. Perde gerisinde ipler başkasının elinde ve parmaklarında. Her hareketi perde önünde var olan Karagöz ile Hacivat’ın hareket etmesini sağlar. Onlar adına ses tonunu değiştirerek perde ardında ipleri elinde tutan konuşur. Seyirciler güler. Vuruşma ve atışmaları izler. Önde var olan kuklaların görünürde ses çıkarıp hareket ettiklerini zanneden toplumun avunduğunu, eğlendiğini gören iplerin sahibi, dilediğini söyleyip yaparak halkı oyalamaya devam eder. Ha bir de iplerin sahibi bu durumdan memnun ama Karagöz ve Hacivat’a ne oluyor ki karakterlerine kendisinin can verdiğini sanıyor? Oturulan makamı kendisine sunan kimse, oturttuğunu avucunda tutmak ister de ya oturan kimse nasıl avuçta durur? Bir vesile ile toplumun, perdenin önüne çıkılmışsa oraya can vermek, karakter koymak gerekmez mi? Sahibinin sesini, hareketini bir fotokopi gibi yenilemenin çirkinliğini kimse görmez mi? Gölge olmak yerine, gölgeye can veren asıl karakter olmak daha muteber değil midir?

İnsan sosyal bir varlık olarak toplumda yaşamaktadır. Üç çeşit insanın varlığını söyler Anton Çehov: 1. Ekmek gibidir; her zaman ararsın ‘bazen’ bulursun. 2. İlaç gibidir; ihtiyacın olduğunda ararsın ‘pek az’ bulursun. 3. Mikrop gibidir; sen aramasan da olur, çünkü o seni ‘her zaman’ bulur. Komşusunun külüne muhtaç bir halde hayat sürmekteyiz. Birbirimize ilaç olmak, sorunlarımıza çare üretmek, huzur içinde yaşamak dururken bozuk kişiliklerimizle hayatı çekilmez kılmak kime ne yarar sağlar ki? Bazen insanın, Diyojen’in Makedonyalı İskender’e dediği gibi “Gölge etme, başka ihsan istemem.” diyesi geliyor bazılarına karşı.

Dünya hayatı, zaten bir gölgede konup kalkacak kadar süre iken hangi gölgede ne amaçla yer alıyoruz? Gölgemiz var mı, birilerine gölge miyiz?

İyi bir karakter ve isim bırakarak onurlu bir şekilde bu dünyadan göçenlerden olmak dileklerimle.

REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Maç Sonuçları & Canlı Skor ortaklığıyla sunulmaktadır.
Eğitim Ciddi iştir