Dolar 18,8102
Euro 20,6851
Altın 1.179,76
BİST 4.713,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 2°C
Az Bulutlu
Ankara
2°C
Az Bulutlu
Per 3°C
Cum 0°C
Cts 1°C
Paz 1°C

Çatlak Kova

A+
A-
26/11/2022 00:01
576
ABONE OL
Çatlak Kova

Sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş.

Sucu her seferinde patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş.

İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş.

– Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.

Sucu sormuş;

– Neden utanç duyuyorsun?

Kova cevap vermiş;

– Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.

Sucu şöyle demiş.

–  Patronun evine dönerken yolun kenarındaki çiçekleri fark etmeni istiyorum.

Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanındaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine sucudan özür dilemiş.

Sucu kovaya sormuş.

–  Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını fark ettin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.

 

Evet diyorsunuz ki kova da konuşur muymuş? Elbette konuşmaz ama bu bir hikâye. Esas olan bundan ders çıkarabilmektir. Ana fikir üzerine kafa yormaktır.

Adam harcama kolaycılığı dediğim bir tanım var. En ufak hatada, en küçük kusurda toptan attığımız, rehberimizle kalmayıp gönül defterimizden de sildiğimiz birçok dostumuz var. Deyim yerinde ise eften püften meselelerle sildiğimiz aslında kendimizi yalnızlaştırdığımız bir durumdur bu.

Oysa herkesi mevcut hali ile kabul etmek sizi de karşıdakini mutlu etmeye yetecektir. İçimizde kusursuzu olanımız var mı ki bu kadar tüketebiliyoruz?

Ben kusursuzum diyen en büyük kusurludur. Kibir sahibidir. Kafasını yükseklerdeki bulutlardan indirmeyen ama ayakları yerdeki çöpten kurtulmayan insan gibidir. Eksikliklerimiz bir başkası için kullanılacak, sömürülecek bir durum da olmamalıdır.

Toplumdaki genel teamül eksikliği olan insanlarla dalga geçilmesidir. Bu bir anlamda o insanı toplumdan soyutlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Buna insan kaynağı israfı da diyebiliriz.

 

Herkesin bir eksikliği olduğunu unutmadan önce benim de eksiklerim çok ve bu hayatın akışı içerisinde doğal bir durumdur demek hayatınızı da kolaylaştıracaktır.

Kabullenmek, eksiklerinizi ön plana çıkarmaktan öte bunu nasıl avantaja çevirebileceğini düşünmek de sizi hayata daha çok bağlayacaktır. Eksiklerini göre insan buna göre hareket eder ve eksikliklerini gidermek için çaba sarf eder.

Bizi biz yapan eksikliklerimiz değil mi, hayatta hep yarım kalmışlıklarımız değil mi bizi ayakta tutan? Ölümün olduğu yerde her şey yarım değil midir zaten? Bir de inanıyorsanız eksiklerinizi gidermek için daha çok gayret etmez misiniz?

Daha çok gayretteki amaç yarım olan parçalarımızı tamamlamak değil midir? İşte o zaman eksiklikleriniz sizin için avantaj olmaya başlayacaktır.

Unutmayalım ki hepimizin bir eksik tarafı vardır ve belki de bir başkasının eksikliğini tamamlamak için yaratılmışızdır. Ya da tam tersi.

Sevgiyle kalın, sevgide kalın…

REKLAM ALANI
YORUMLAR

  1. Lokman Yazıcı dedi ki:

    Hatasız dost arayan dostsuz kalır

  2. Mustafa ÖZTÜRK dedi ki:

    Ölümün olduğu yerde her şey yarım değil midir.Evet çok doğru hayata bakışımızın her zaman bu şekilde olması gerekmez mi? Emeğinize sağlık değerli başkanım

  3. Hacı Asım KAYALI dedi ki:

    Güzel bir hikaye…Eksikliğini fark edenlerle beraber devam edebiliriz.Eksikliğini farkettiği halde soylemeyenlerden korkmamış gerekir.

  4. Ali AÇAR dedi ki:

    Hatasız Kul Olmaz

    insanoğlu varolduğundan beri insan kelimesi de hep kullanışlagelmiştir.Kelime olarak “insan” unutan demektir. Unutmak aslında bir eksikliktir. Bundan dolayı insan için hatasız kul olmaz deyimi dilimize yerleşmiştir.
    Hatasını gören insan daha iyi daha mükemmel olmak için hep çaba sarfetmekte ve dünyayı imar edip mükemmele doğru yol almaktadır.
    İnsan fıtratında mükemmeli arama yetisi olduğundan kendi hatasına ve eksikliğine bakmadan başkasındaki eksikliği hemen görebilmekte ve de eleştirebilmektedir.JKendi hatasından topluma doğru yayılan bir dalga olarak hatalarımızı düzeltme peşinde koşsak belki daha verimli olabililriz.
    Eksik kusur gibi gördüğümüz yönler aslında başka açıdan bizi tamamlayan ve artı yönlerimizi görmemeizi sağlayan unsurlardır.Yukarıda verdiğimiz örnekten anlaşılacağı gibi unutmak bir eksikliktir, ancak bakış açımızı değiştirip aynı eksikliği şu şekilde pozitife çevirebiliriz: insanoğlunun yeni bilgiler öğrenebilmesi için eski bilgilerin bir kısmını unutması gerekir.Demek ki unutmak insanın gelişimi için yeni bilgiler için gerekli hatta zaruri imiş.
    Başkanın şu cümlesi takdire şayandır “Bizi biz yapan eksikliklerimiz değil mi, hayatta hep yarım kalmışlıklarımız değil mi bizi ayakta tutan? Ölümün olduğu yerde her şey yarım değil midir zaten? Bir de inanıyorsanız eksiklerinizi gidermek için daha çok gayret etmez misiniz?”

    Mükemmel ve eksiksiz olanın yüce yaratıcı olduğunu unutmamak dileğiyle Allaha emanet olun.

  5. Özcan Güner dedi ki:

    Hayırlı bereketli günlerin olsun değerli hocam.Ne zaman bakış acımızı değiştireceğiz.O zaman belki insanları hataları ile kabullenmiş olacağız.Evet dünya hayatı çok kısa

  6. Cafer CEYLAN dedi ki:

    Yazının başlığı yani “Yüklerimiz” dikkatimi çekti ve bu denemeyi sonuna kadar ama biraz süratli okudum.

    Anne babayı dışta tutun… yazının bir yerinde böyle bir ifade var. Evet, çoğunlukla dışta tutalım ama azınlıkla da bazen onlar dahi size adil olmayarak ve sizin de tıpkı kendileri gibi bir kalbiniz olduğunu göz ardı ederek heybenizde devamlı size azap olan bir yük olabiliyor yani onlarla da çetin bir imtihan olabilirsiniz. Ne diyelim: Sabır….

    Hani şöyle bir güzel söz, atalar sözü var: Eşek olursanız semer vuran çok olur. İşte o çoklara dikkat etmek, yeri geldiğinde çokları heybenizden atmanız gerekli ki eşek olmadığınızı, her şeyin farkında olduğunuzu bilsinler.
    Ne zulmedin ne de zulme uğrayın! Kendinize yapılan zulmün önüne geçme imkânın olduğu hâlde sol yanağınızı da çevirmeniz, zalimin mazluma yaptığını engellemeye gücünüz yettiği hâlde sessiz kalmanız gibidir, bu da bir zulümdür.

    Fatih Hoca’m, bu mevzuu çok su götürür. Ben burada bırakayım.

    Kaleminize, yüreğinize, emeğinize sağlık!..

Maç Sonuçları & Canlı Skor ortaklığıyla sunulmaktadır.
Eğitim Ciddi iştir